İçeriğe geç

veraset-i Nübüvvet noktasında dâvette bulunan hakikî bir şahide işaret eder.

وَنَذِيرًا وَدَاعِيًا اِلَى اللهِ cümlesi, tenvinler vakıf olmadığından sayılırlar. Makam-ı cifrîsi, bin iki yüz elli altı tarihini göstermekle, bu asırda ve bu zamandaki İslâmiyetin inhisafını, bir asır evvel izhar eden mukaddematına bakarak, وَدَاعِيًا اِلَى اللهِ kelimesi yüz doksan bir (191) ederek, Risale-i Nur'un bir hakikî ismi olan Bediüzzaman'ın makam-ı cifrîsi bulunan, yüz doksan bir (191) adedine tam tamına tevafukla ima eder ki, Risale-i Nur dahi, o inhisaf içinde bir dâîi ilâllahtır.

بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا ve yalnız سِرَاجًا مُنِيرًا kelimesi ise, tam tamına Risale-i Nur'un bir ismi olan Sirâcü'n-Nur'a lâfzan ve mânen ve cifren tevafukla bakar. مُنِيرًا daki mim, ye, اَلنُّور ِ deki şeddeli nun'a mukabildir.

Evet İmam-ı Ali (r.a.) keramet-i gaybiyesinde, Risale-i Nur'a Sirâcü'n-Nur namını vermesi, bu âyetin bu fıkrasından mülhemdir denilebilir ve

492