İçeriğe geç

ve şerli perdeler, o kusurlara merci olup itiraz ve şikâyetleri hakkıyla kendilerine alarak Cenâb-ı Hakk’ı takdise vesile oluyorlar.

Zaten şerli, yokluğu netice veren ve tahripçi işlerde kuvvet ve iktidar lâzım değil; az bir fiil ve küçük bir kuvvetle, belki vazifesini yapmamakla bazen büyük ademler (yokluklar) ortaya çıkıyor ve bozmalar oluyor. O şerli failler, kudret sahibi zannedilir. Halbuki yokluğa sebep olmaktan başka tesirleri ve az bir gayret dışında kuvvetleri bulunmaz. Fakat o şerler yokluktan geldiğinden, o şerliler hakiki faildir. Hakkıyla, eğer şuur sahibi ise cezasını çeker. Demek kötülüklerde, günahlarda o fenâlar faildir; fakat iyilikte, hayırlarda ve salih amellerde vücûd (varlık) olduğundan dolayı o iyiler hakiki fail ve tesir sahibi değildir. Belki kâbildirler yani ilahî feyzi kabul ederler; mükâfatları da sırf Cenâb-ı Hakk’ın bir lütfudur diye Kur’an-ı Hakîm مٓا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَمٓا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ ferman eder.

Kısacası: Vücûd yani varlık kâinatları ve sonsuz yokluk âlemleri birbiriyle çarpışırken.. cennet ve cehennem gibi meyveler verirken.. bütün varlık âlemleri اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ.. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ve bütün yokluk âlemleri سُبْحَانَ اللّٰهِ.. سُبْحَانَ اللّٰهِ derken.. ve kuşatıcı bir çarpışma kanunu ile melekler şeytanlarla, hayırlar şerlerle ve ta kalbin etrafındaki ilhamlar vesveseyle mücadele ederken; birden meleklere imanın bir meyvesi tecelli eder, meseleyi çözüp karanlık kâinatı ışıklandırır. اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ ayetinin nurlarından birini bize gösterir ve bu meyvenin ne kadar tatlı olduğunu bildirir.

Meleklere imanın ikinci bir küllî meyvesine Yirmi Dördüncü Söz ve “elif”lerin kerametini gösteren Yirmi Dokuzuncu Söz işaret edip meleklerin varlığını ve vazifesini parlak bir şekilde ispatlamıştır:

Evet, kâinatın her tarafında, cüzî-küllî her şeyde, her varlık türünde, kendini tanıtma ve sevdirme içinde merhametli bir rubûbiyetin haşmeti görünür. Elbette o haşmete, o merhamete, o tanıtmaya, o sevdirmeye şükür ve takdis içinde geniş, kuşatıcı ve şuurlu bir kullukla karşılık vermek lâzımdır ve bu kesindir. Şuursuz, cansız varlıklar

97