Hem Kur’an o zamandan beri mağrur ve enaniyetli edip ve belâgat sahibi kimseleri sürekli boy ölçüşmeye davet edip damarlarına dokunarak gururlarını kıracak bir tarzda der ki: “Ya bir tek sûrenin benzerini getiriniz ya da dünyada ve ahirette helâkı ve zilleti kabul ediniz!” Böyle ilan ettiği halde, o asrın inatçı belâgat sahiplerinin bir tek sûrenin benzerini getirmek olan kısa yolu bırakıp uzun olan, can ve mallarını tehlikeye atan savaş yolunu seçmeleri ispat eder ki, o kısa yolda gitmek mümkün değildir.
Hem Kur’an’ın dostlarının Kur’an’a benzemek ve onu taklit etmek şevkiyle, düşmanlarının da Kur’an’a karşılık vermek ve onu tenkit etmek sevkiyle o zamandan beri yazdıkları, yazılan ve fikirlerin birbirine eklenmesiyle kıymeti yükselen milyonlarca Arapça kitap ortadadır. Hiçbiri ona yetişemez, hatta en basit adam dahi dinlese elbette diyecek ki: “Kur’an bunlara benzemez ve bunların mertebesinde değil! Ya bunların altında ya da hepsinin üstündedir!” Altlarında olduğunu dünyada hiç kimse, hiçbir kâfir, hatta hiçbir ahmak söyleyemez. Demek, Kur’an’ın belâgat mertebesi hepsinin üstündedir.
Hatta bir adam سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ ayetini okudu ve dedi ki: “Bu ayetin harika kabul edilen belâgatini göremiyorum.” Ona şöyle denildi: “Sen de şu yolcu gibi o zamana git, orada dinle!” Adam da kendini Kur’an’dan önce orada hayal etti, gördü ki: Âlemdeki varlıklar perişan, karanlık, cansız, şuursuz ve vazifesiz olarak; ıssız, hadsiz hudutsuz bir boşlukta, kararsız ve fâni bir dünyada bulunuyorlar. Birden Kur’an’ın dilinden bu ayeti dinlerken şöyle gördü:
Bu ayet, ezelî nutuk ve ebedî ferman, kâinatın üstünde ve dünyanın yüzünde öyle bir perde açtı ve onu öyle ışıklandırdı ki, asırların sıralarına dizilmiş şuur sahiplerine ders verip şunu gösteriyor: Bu kâinat, büyük bir câmi hükmündedir. Başta gökler ve yeryüzü olmak üzere bütün mahlûkat canlı bir şekilde zikir ve tesbihte, vazife başında neşe ve ahenkle coşuyor, mesut ve memnun bir vaziyette bulunuyor. O yolcu böyle gördü ve ayetin belâgatinin derecesinden zevk duyarak Kur’an belâgatinin tatlı nağmesinin, yeryüzünün yarısını ve insanlığın beşte birini sarıp saltanatının haşmetini tam bir hürmetle on dört asır
Dipnotlar
- Bkz. Bakara sûresi, 2/23-24; Yûnus sûresi, 10/38-39.
- “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tenzih ve tesbih eder.” (Hadîd sûresi, 57/1)