İçeriğe geç

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ الَّذِي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِه۪ فِي وَحْدَتِه۪: فَخْرُ عَالَمِ وَشَرَفُ نَوْعِ بَنِي اٰدَمَ بِعَظَمَةِ سَلْطَنَةِ قُرْاٰنِه۪، وَحِشْمَةِ وُسْعَةِ دِينِه۪، وَكَثْرَةِ كَمَالَاتِه۪، وَعُلْوِيَّةِ أَخْلَاقِه۪، حَتّٰى بِتَصْدِيقِ أَعْدَائِه۪، وَكَذَا شَهِدَ وَبَرْهَنَ بِقُوَّةِ مِئَاتِ مُعْجِزَاتِهِ الظَّاهِرَاتِ الْبَاهِرَاتِ الْمُصَدِّقَةِ الْمُصَدَّقَةِ، وِبِقُوَّةِ اٰلَافِ حَقَائِقِ دِينِهِ السَّاطِعَةِ الْقَاطِعَةِ، بِإِجْمَاعِ اٰلِه۪ ذَوِي الْأَنْوَارِ، وَبِاتِّفَاقِ أَصْحَابِه۪ ذَوِي الْأَبْصَارِ، وَبِتَوَافُقِ مُحَقِّقِي أُمَّتِه۪ ذَوِي الْبَرَاهِينِ وَالْبَصَائِرِ النَّوَّارَةِ

Sonra bu dünyada hayatın gayesinin ve hayatın hayatının iman olduğunu bilen o yorulmaz ve doymaz yolcu, kendi kalbine dedi ki: “Aradığımız Zât’ın sözü ve kelâmı denilen, bu dünyada en meşhur, en parlak ve en hâkim, ona teslim olmayan herkese her asırda meydan okuyan Kur’an-ı Mucizü’l Beyan ismindeki kitaba müracaat edip o ne diyor, bilelim.” Fakat ilk önce bu kitabın Hâlıkımızın kitabı olduğunu ispat etmek lâzımdır, diye araştırmaya başladı.

O yolcu, bu zamanda bulunması münasebetiyle önce Kur’an’ın manevî i’cazının parıltıları olan Risale-i Nur’a baktı ve onun yüz otuz risalesinin, Furkan’ın ayetlerinin nükteleri, ışıkları ve esaslı tefsirleri olduğunu gördü. Ve anladı ki, Risale-i Nur bu kadar inatçı ve dinsiz bir asırda her tarafa Kur’an hakikatlerini mücahitçe neşrettiği halde karşısına kimsenin çıkamaması; onun üstadı, kaynağı, mercii ve güneşi Kur’an’ın semavîliğini, insan kelâmı olmadığını ispat eder. Hatta Nur risalelerinin yüzlerce delilinden bir tek Kur’anî delili olan Yirmi Beşinci Söz ile On Dokuzuncu Mektup’un sonu, Kur’an’ın kırk yönden mucize olduğunu öyle ispatlamış ki, kim görmüşse değil tenkit ve itiraz etmek, aksine onun ispatlarına hayran kalmış, onu takdirle çok övmüştür. O

146