İçeriğe geç

İşte gel, bak! Bu harika zâtın yüzlerce açık ve kesin mucizesinin kuvvetine ve dinindeki binlerce yüce, esaslı hakikate dayanarak, bütün davalarının esası ve hayatının gayesi Vâcibü’l-Vücûd’un varlığına, birliğine, sıfatlarına ve isimlerine delil olup şahitlik yapmak.. ve o Vâcibü’l-Vücûd’u ispat ve ilan etmek, tanıtmaktır.

Demek, bu kâinatın manevî güneşi ve Hâlıkımızın en parlak delili o Habibullah dediğimiz zâttır ki, onun şahitliğini doğrulayan, tasdik eden ve imzalayan aldanmaz ve aldatmaz üç büyük icma var:

Birincisi: “Eğer gayb perdesi açılsa yakînim artmayacak.” diyen İmam Ali (radiyallâhu anh) ve yerde iken Arş-ı Âzam’ı, İsrafil’in muazzam suretini seyreden Gavs-ı Âzam (kuddise sirruh) gibi keskin nazarı ve gayba açık gözleri bulunan binlerce kutub zât ve büyük evliyanın bulunduğu ve “Âl-i Muhammed” namıyla âlemde şöhret bulmuş nuranî cemaatin ittifakla tasdikleridir.

İkincisi: Bedevî bir kavimde ve ümmî bir çevrede, toplum hayatından ve siyasî fikirlerden uzak, kitapsız ve fetret asrının karanlıklarında bulunan ve pek az bir zamanda en medenî, bilgili, toplum hayatında ve siyasette en ileri olan milletlere ve devletlere üstad, rehber, diplomat ve adil hâkim olarak, doğudan batıya kadar cihanı kendine hayran bırakan, onları idare eden ve “sahabe” namıyla dünyada şöhret bulan meşhur cemaatin ittifakla can ve mallarını, babalarını ve aşiretlerini feda ettiren kuvvetli bir imanla tasdikleridir.

Üçüncüsü: Her asırda binlerce mensubu bulunan, her ilimde dâhiyâne ileri giden ve farklı yollarda çalışan, ümmetinde yetişen sayısız muhakkik ve çok derin âlimin büyük cemaatinin tevafukla ve ilmelyakîn derecesinde tasdikleridir.

Demek, bu zâtın, Allah’ın bir ve tek oluşuna şahitliği şahsî ve sınırlı değil; umumi, küllî, sarsılmazdır ve bütün şeytanlar toplansa, karşısına hiçbir şekilde çıkamayacakları bir şahitliktir, diye hükmetti.

İşte saadet asrında aklıyla beraber seyahat eden dünya misafiri ve hayat yolcusunun o nuranî medreseden aldığı derse kısa bir işaret olarak, Birinci Makam’ın on altıncı mertebesinde şöyle denilmiştir:

145