İçeriğe geç

O yolcu böyle anladı, sonra ilhamın şahitliğine baktı, şunu gördü: Nasıl ki güneşin –farz edelim– şuuru ve hayatı bulunsa ve o halde ışığındaki yedi rengi, yedi sıfatı olsaydı, bu itibarla ışığındaki şuaları ve cilveleri ile bir tarzda konuşması bulunacaktı. Ve bu vaziyette misalinin, aksinin şeffaf şeylerde yansıması.. her ayna, her parlak şey; cam parçaları, kabarcıklar, damlalar, hatta şeffaf zerreler ile her birinin kabiliyetine göre konuşması.. onların ihtiyaçlarına cevap vermesi.. hepsinin güneşin varlığına şahitlik etmesi.. hiçbir işin diğerine mâni olmaması.. ve O’nun bir konuşmasının diğer konuşmaya karışmaması, açıkça görülür. Aynen öyle de, ezel ve ebedin Zülcelâl Sultanı ve bütün varlıkların Zülcemâl Hâlık-ı Zîşânı olan Ebedî Güneş’in konuşması, ilmi ve kudreti gibi küllî ve kuşatıcı olarak her şeyin kabiliyetine göre tecelli eder. Hiçbir talebin diğerine.. bir işin bir işe.. bir hitabın bir hitaba mâni olmadığı ve karışmadığı apaçık anlaşılıyor. Bütün o cilveler, konuşmalar ve ilhamlar, birer birer ve beraberce, ittifakla o Ezelî Güneş’in her yerde hâzır ve nâzır olduğuna, varlığının vücûbuna, birliğine ve ehadiyetine delildir, şahitlik eder. O yolcu bunu aynelyakîne yakın bir ilmelyakîn ile bildi.

İşte o meraklı misafirin gayb âleminden aldığı marifet dersine kısa bir işaret olarak Birinci Makam’ın on dördüncü ve on beşinci mertebelerinde,

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ الَّذِي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِه۪ فِي وَحْدَتِه۪: إِجْمَاعُ جَمِيعِ الْوَحَيَاتِ الْحَقَّةِ الْمُتَضَمِّنَةِ لِلتَّنَزُّلَاتِ الْإِلٰهِيَّةِ، وَلِلْمُكَالَمَاتِ السُّبْحَانِيَّةِ، وَلِلتَّعَرُّفَاتِ الرَّبَّانِيَّةِ، وَلِلْمُقَابَلَاتِ الرَّحْمٰنِيَّةِ عِنْدَ مُنَاجَاةِ عِبَادِه۪، وَلِلْإِشْعَارَاتِ الصَّمَدَانِيَّةِ لِوُجُودِه۪ لِمَخْلُوقَاتِه۪. وَكَذَا دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِه۪ فِي وَحْدَتِه۪: اِتِّفَاقُ الْإِلْهَامَاتِ الصَّادِقَةِ الْمُتَضَمِّنَةِ لِلتَّوَدُّدَاتِ الْإِلٰهِيَّةِ، وَلِلْإِجَابَاتِ الرَّحْمٰنِيَّةِ لِدَعَوَاتِ مَخْلُوقَاتِه۪، وَلِلْإِمْدَادَاتِ الرَّبَّانِيَّةِ لِاسْتِغَاثَاتِ عِبَادِه۪، وَلِلْإِحْسَاسَاتِ السُّبْحَانِيَّةِ لِوُجُودِه۪ لِمَصْنُوعَاتِه۪.

138