التَّقْدِيرِ وَالتَّصْوِيرِ بِالْحِكْمَةِ، مَعَ قَطْعِيَّةِ دَلَالَةِ حَقِيقَةِ فَتْحِ جَمِيعِ صُوَرِهَا الْمُنْتَظَمَةِ الْمُتَخَالِفَةِ الْمُتَنَوِّعَةِ غَيْرِ الْمَحْصُورَةِ مِنْ بَيْضَاتٍ وَقَطَرَاتٍ مُتَمَاثِلَةٍ مُتَشَابِهَةٍ مَحْصُورَةٍ مَحْدُودَةٍ.
denilmiştir.
Sonra o tefekkür eden yolcu, ilahî marifetin sayısız mertebelerinde, sonsuz zevk ve nurlarında daha ileri gitmek için insanlar âlemine, beşer dünyasına girmek isterken, başta peygamberler olmak üzere, onu içeriye davet ettiler, o da girdi. İlk önce geçmiş zamana baktı, gördü ki:
İnsanlığın en nuranî ve en mükemmel tabakası olan bütün peygamberler (aleyhimüsselam) icmâ ile, beraberce لآ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ deyip zikrediyorlar.. parlak ve doğruluğu tasdik edilmiş olan sayısız mucizelerinin kuvvetiyle tevhidi iddia ediyorlar.. ve insanlığı, hayvanların seviyesinden meleklerin derecesine çıkarmak için Allah’a imana davet ediyor, bunu ders veriyorlar. O yolcu da o nuranî medresede diz çöküp derse oturdu, gördü ki:
İnsanlığın meşhur, öncü simalarının en yüksekleri ve nam salmışları olan o üstadların her birinin elinde kâinatın Hâlık’ı tarafından verilmiş tasdik nişanı hükmünde mucizeler var. Her birinin verdiği haberlerle insanlıktan büyük bir topluluk ve bir ümmet onu tasdik edip imana gelmiş... O yüz bin ciddi ve doğru zâtın icmâ ve ittifakla hüküm verdikleri, doğruladıkları bir hakikatin ne kadar kuvvetli ve kesin olduğunu o yolcu kıyas edebildi. Bu kuvvette, bu kadar doğru sözlü habercilerin sayısız mucizeleriyle imzaladıkları ve ispatladıkları
Dipnotlar
- Allah’tan başka ilah yoktur. O Vâcibü’l-Vücûd ki ölçülü, muntazam ve fasih (açık ve düzgün) duygularının, duyularının, hissiyat ve latifelerinin kelimeleriyle ve mükemmel, belâgatli donanım, cevher ve uzuvlarının kelimeleriyle hamd ve şehadet eden bütün hayvan ve kuş türlerinin ittifakı; birbirinin tıpkısı ve benzeri, sınırlı sayıda yumurta ve damlalardan muntazam, muhtelif, çeşit çeşit ve sınırsız suretlerin açılması hakikatinin kesin delilidir. Bununla beraber, irade ile var etme, sanatlı ve benzersiz bir şekilde yaratma hakikatinin, kasten birbirinden ayırma ve ziynetlendirme hakikatinin ve hikmetli takdir ve tasvir hakikatinin muazzam kuşatıcılığının şahitliğiyle, O’nun varlığının vahdet (birlik) içindeki vücûbuna delildir.
- Bkz. En’âm sûresi, 6/86-87; A’râf sûresi, 7/144; Nahl sûresi, 16/121 ...
- İcmâ: Bir meselede birleşme, ittifak etme.
- “Allah, o hak Mabud’dur ki, kendisinden başka ilah yoktur.” (Bakara sûresi, 2/163, 255; Âl-i İmran sûresi, 3/2, 6, 18; Nisâ sûresi, 4/87; …)