İçeriğe geç

mucizevî bir tarzda bir kısmı tohumlarına kanatçıklar takıp uçurularak yeryüzüne dağıtılıyor.. her şeyin dizginini elinde bulunduran Zât’a yakışır şekilde idare ediliyor.. gayet şefkatle iaşe ve yiyecekleri veriliyor.. ve gayet Rahîm ve Rezzak bir Zât tarafından hadsiz, çeşit çeşit, lezzetli ve tatlı rızıkları merhametle, ihtiyaçları gözetilerek hiçten, kuru topraktan, birbirinin benzeri ve farkları pek az olan kemik gibi kök ve çekirdeklerden, su damlalarından yetiştiriliyor. Her bahar gayb hazinesinden yüz bin çeşit yiyecek, gıda ve ihtiyaçlar, bir vagon gibi yüklenip kusursuz bir intizamla canlılara gönderiliyor. Bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara süt konserveleri ve annelerinin şefkatli sinelerine asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek o kadar şefkatli, merhametli ve hikmetli görünüyor ki, apaçık şekilde bir Rahman-ı Rahîm’in rahmetinin ve ihsanının gayet şefkatli ve terbiye edici bir cilvesi olduğunu ispatlıyor.

Kısacası: Baharın bu hayat sayfası, ölümden sonraki o büyük dirilişin yüz binlerce misalini göstermekle

فَانْظُرْ إِلىٰٓ اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

ayetini maddî olarak gayet parlak tefsir ettiği gibi, şu ayet de o sayfanın mânâlarını mucizevî bir şekilde ifade eder. Ve o yolcu, yeryüzünün bütün sayfalarıyla, büyüklüğü ölçüsünde ve kuvvetinde لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ dediğini anladı.

İşte yerkürenin yirmiden fazla büyük sayfasından birinin yirmi yönünden bir tekinin kısaca şahitliğiyle, o yolcunun diğer sayfalarda gördükleri mânâsında ve onları ifade etmek için Birinci Makam’ın üçüncü mertebesinde şöyle denilmiştir:

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْوُاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِي دَلَّ عَلٰى وَجُوبِ وُجُودِه۪ فِي وَحْدَتِه۪: اَلْأَرْضُ بِجَمِيعِ مَا فِيهَا، وَمَا عَلَيْهَا، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ التَّسْخِيرِ، وَالتَّدْبِيرِ، وَالتَّرْبِيَةِ، وَالْفَتَّاحِيَّةِ وَتَوْزِيعِ الْبُذُورِ وَالْمُحَافَظَةِ وَالْإِدَارَةِ، وَالْإِعَاشَةِ، لِجَمِيعِ ذَوِي

121