İşte o meraklı yolcu, havada; bulutu emrine boyun eğdirmekten, rüzgârı idare etmekten, yağmuru indirmekten ve hava hadiselerini çekip çevirmekten ibaret bir hakikatin yüksek ve aşikâr şahitliğini işitir, اٰمَنْتُ بِاللّٰهِ der. Birinci Makam’ın ikinci mertebesinde,
لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِه۪: الْجَوُّ بِجَمِيعِ مَا فِيهِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ التَّسْخِيرِ، وَالتَّصْرِيفِ، وَالتَّنْزِيلِ، وَالتَّدْبِيرِ الْوَاسِعَةِ الْمُكَمَّلَةِ بِالْمُشَاهَدَةِ.
ifadesi havaya dair, o yolcunun gördüğü bu zikredilen şeyleri bildirir.13 İHTAR
Sonra, bu fikir seyahatine alışan o tefekkür eden misafire, yeryüzü hal diliyle der ki: “Uçsuz bucaksız gökte, havada ne geziyorsun? Gel, ben sana aradığını tanıtacağım. Gördüğüm vazifelere bak ve sayfalarımı oku!” O da bakar, görür ki:
Yeryüzü, meczup bir mevlevi gibi iki hareketiyle günleri, seneleri, mevsimleri vücuda getiren bir daireyi, büyük haşir meydanı etrafında çiziyor. O, canlıların yüz binlerce türünü bütün erzak ve ihtiyaçlarıyla içine alıp uzay denizinde tam bir denge ve düzenle gezdiren, güneşin etrafında seyahat eden, Cenâb-ı Hakk’ın muhteşem ve itaatkâr bir gemisidir.
Sonra o yolcu yeryüzünün sayfalarına bakar, görür ki: Bâblarındaki her bir sayfası, binlerce ayetiyle yeryüzünün Rabbini tanıtıyor. Hepsini okumaya vakit bulamadığından, yalnız bir tek sayfa olan, canlıların bahar mevsiminde var edilmesine ve idaresine bakar. Görür ki: Yüz binlerce türün sayısız fertlerinin suretleri basit bir maddeden gayet muntazam bir şekilde açılıyor.. gayet merhametle terbiye ediliyor.. gayet
Dipnotlar
- Allah’a iman ettim.
- Allah’tan başka ilah yoktur. O Vâcibü’l-Vücûd ki, enginliği ve mükemmelliği açıkça görünen teshir (emrine itaat ettirme), tasrif (tasarrufta bulunma), tenzil (indirme) ve tedbir (idare etme) hakikatlerinin muazzam kuşatıcılığının şahitliğiyle hava, içindeki her şeyle beraber O’nun varlığının vücûbuna delildir.
- İHTAR Birinci Makam’da geçen otuz üç tevhid mertebesini bir parça izah etmek isterdim. Fakat şimdiki halimin müsaade etmemesi sebebiyle yalnız gayet kısaca, delilleri ve mealiyle, tercümesiyle yetinmeye mecbur kaldım. Risale-i Nur’un otuz, belki yüz risalesinde bu otuz üç mertebe delilleriyle, ayrı ayrı tarzda (her bir risalede bir kısım mertebeler) anlatıldığından etraflıca beyanı onlara havale edilmiştir.
- Bâb: Kapı; bölüm, parça.