Müjdeler olsun bize ey müminler topluluğu ki, Allah’ın en büyük lütfu olarak bizim kıyamete kadar yıkılmayacak –Resûl-i Zîşan Efendimiz gibi- sağlamlardan sağlam bir dayanağımız vardır.
Cenab-ı Allah, bizi Yüce Zâtına tâat ve ibadete davet ve irşad eden Peygamberimiz’i (aleyhissalâtü vesselâm) Ekrem-i Rusül (Resûllerin En Kerîmi, En Üstünü) diye zikredince, biz de O Fahr-i Kâinat hürmetine ümmetlerin en üstünü oluverdik.
8. Fasıl: Efendimiz’in (s.a.s.) Cihadı Hakkında
Heybetli bir aslan kükreyerek gafil ve habersiz koyun sürüsünü korkudan titretip perişan ettiği gibi, Server-i Kainat Efendimiz’in peygamberliğinin alâmet ve haberleri de muannit ve müşrik din düşmanlarının kalblerine korku salıp onları aciz ve şaşkın bırakmıştır.
Allah Resûlü (ashâbıyla beraber, Rabbinin emrine inkıyaden) harp meydanlarında din düşmanı olan o müşriklerle karşılaşmaktan hiçbir zaman geri kalmadı. Öyle ki, mızrakların hedefi olan düşmanlar kasap kütüğünde doğranan ya da çengellere asılan etlere benzediler.
O düşmanlar harpten öylesine kaçmak istediler ki, adeta kartal ve akbabaların savaş meydanlarından kapıp kaçırdığı et parçalarına gıpta ettiler. (“O et parçalarının yerinde biz olsaydık, bizi kaçırsalardı” dediler.)
Düşmanlar, savaşın yasak olduğu haram aylar gelene kadar, gelip geçen gün ve gecelerin sayısını bilemezlerdi.
İslâm Dini ve onun sahibi Peygamber Efendimiz, bütün ashâbıyla beraber, darmadağın etmek için düşmanların sahasına inip konan bir misafire benziyordu.
Resûl-i Kibriya Efendimiz, dalgalar gibi birbirini takip eden atlar üzerinde düşmana peşi peşine oklar yağdıran deniz gibi bir orduyu sevk ü idare ediyordu.
O kahraman ordunun neferleri Allah’ın her emrine icabette bulunur, cihad emrini duyduklarında şirkin kökünü kazımak için düşmana bütün satvetleriyle hücum eder ve yaptıklarının karşılığını yalnız Allah’tan beklerlerdi.
Garip olarak başlayan İslâm hak ettiği muallâ konumuna yükselinceye kadar o kahramanlar bütün himmetleriyle i’lâ-yı Din yolunda cihada devam ettiler.
Allah Resûlü ve ashâbı şüphesiz babaların ve kocaların en hayırlılarıydı. Onların sayesinde ümmetin çocukları yetim, kadınları da dul kalmaktan ebediyyen kurtulmuş oldular.
Onlar, sağlamlık ve sebatta zirveleri tutan dağlar gibiydiler. Sen dilersen harp meydanlarında onların elinden neler çektiklerini bir de düşmanlarından sorabilirsin.
Sor, Huneyn’e sor, Bedir’e sor, Uhud’a sor: İnsafsız İslâm düşmanları için aman vermeyen veba hastalığı mı daha tehlikeliydi yoksa onlar için tam bir hezimet ve felaket sahnesi olan savaş alanları mı?
İslâm’ın o kahramanları, dine düşmanlığı meslek haline getirenlerin omuzlarına doğru sarkan siyah saçlarını yalayarak enselerine indirdikleri saykıllanmış beyaz kılıçlarını kıpkırmızı olarak kaldırırlardı.
Ok ve mızraklarıyla yazı yazan o kahramanların kalemleri, ısrarla hak ve hakikate düşmanlık yapan müşriklerin bedenlerinin hiçbir tarafında noktasız bir yer bırakmamıştır.
Gül, kokusu, rengi ve deseniyle nasıl selem ağacından (ve diğer ağaçlardan) seçilip ayrılırsa, cephede keskin kılıçlar taşıyan ashâb-ı kirâm da farklı simalarıyla düşmanlarından bir bakışta seçilip ayrılırlar.
Zafer kokan saba rüzgârları sana onların güzel kokularını armağan ettiğinde, sen zırhı içindeki her kahramanı açılmamış bir gonca gül zannedersin.
Onlar atların cidiko kemikleri üzerinde ilerlerken, yüksek yerlerde biten kökleri çok sağlam ağaçlara benzerler. Bu da binitleri üzerindeki kolonların sağlamlığından değil, onların azim ve metanetlerinin kuvvetli olmasından ileri gelir.