İçeriğe geç

Şimdi bu noktada bir lahza durup düşünelim: Eğer bu cemaatin başındaki lider, Allah Resûlü değil de başka bir insan olsaydı, acaba emir dinlemeyen veya emre muhalefet eden bu insanlara karşı tavrı ne olurdu? Onlara karşı hiçbir şey olmamış gibi davranabilir miydi? Bir de o, onların maddî ve mânevî liderleri ise…

Evet onlar, bütün doğruları O’ndan öğrenmişlerdi. Hayatlarında yüzlerce defa O’nun her meselede isabet ettiğine şahit olmuşlardı. İşte bu zat, daha işin başında onlara, ısrarla yerlerini terk etmemelerini ihtar etmişti. Şimdi O’nun sözünü dinlememenin cezasını acı acı çekiyorlardı. Verilen onca şehidin yanında yaralanmayan da yok gibiydi. Bizzat, Allah Resûlü’nün başı yarılmış, dişi kırılmış ve vücudu da kan revan içinde kalmıştı.

Evet, Allah Resûlü’nün yerinde bir başka lider olsaydı, en azından yüzünde bir sinirlilik veya yine en azından “Ben size şöyle yapın demedim mi?” gibi maziyi hatırlatma kabîlinden bir söz, bir davranış sâdır olmaz mıydı? Bu en nazik noktada, Kur’ân, O’nun içinden geçmesi muhtemel düşüncelere karşı bir set oluşturuyor ve O’na, yukarıda zikrettiğimiz âyetle hitap ediyordu.

Bu öyle bir an ve öyle nazik bir durumdu ki, liderden sâdır olabilecek en küçük jest, mimik ve hareket dahi, bu psikolojik hava içinde, normal zamandakilerden çok daha değişik tesirler icra edebilirdi. Onları kırıp gücendirebilecek en küçük bir hareketten dahi kaçınılması gereken böyle bir dönemde, Kur’ân, Allah Resûlü’ne hitaben: “Eğer onlara karşı sert ve kaba olsaydın –ki kat’iyen öyle değilsin– senin etrafından dağılıp gideceklerdi.”445Hâlbuki sahabi eski tavrını hiç mi hiç değiştirmiş değildi; Allah Resûlü’nün etrafında pervane gibi dönüp duruyorlardı.

737