Sahabe, zaten Allah Resûlü’ne itiraz edemezdi. En fazla, kalblerinde bir burukluk hâsıl olabilirdi ki, bu da peygamberâne bir tedbirle her zaman giderilebilirdi.. ve giderilebileceği hemen hemen bu ilk söz hevengiyle belirmeye başlamıştı bile. Evet, Allah Resûlü’nün bu ilk cümlesi, kalblerinde burkuntu olanlara müthiş bir tesir icra etmişti. Derhal herkeste bir toparlanma oldu ve gözler Resûlullah’a yöneldi. Bundan sonra söylenecek sözler muhakkak çok mühimdi. Herkes dikkat kesilmiş, söylenecekleri merakla bekliyordu. Allah Resûlü’nün bu ilk taarruzu, istenen faydayı temin etmişti ama, üst üste birkaç hamle daha yapması gerekmekteydi. Eğer yaptığı hamlelerde isabet kaydetmezse, bu hamleler faydadan çok zarar getirebilir ve istenenin aksi bir durum ortaya çıkabilirdi. Bu itibarla buradaki ölçü çok mühimdi. İşte Allah Resûlü’nün söz adına hamleleri:
“Ben geldiğimde, siz dalâlet içinde değil miydiniz? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi?”
“Ben geldiğimde, siz fakr u zaruret içinde kıvranmıyor muydunuz? Allah, benim vesilemle sizi zenginleştirmedi mi?”
“Ben geldiğimde siz, birbirinizle düşman değil miydiniz? Allah, benimle sizin kalblerinizi telif etmedi mi?”
Efendimiz, her cümle ve soruyu bitirdikçe ensardan topluca şu ses yükseliyordu: “Evet, evet, minnet Allah’a ve Resûlü’nedir.!”
Efendimiz, tam zamanında ve yerinde sözün mecrasını çevirdi. Hislerin galeyana geldiği şu hengâmda, derhal ensar namına da yine kendisi konuştu. Onların diyebileceği, en kötü ihtimalle şu sözler olabilirdi ve işte o sözleri Allah Resûlü söylüyordu. Zaten bir Müslüman, kendi peygamberine karşı bu şekilde hitap etmiş olsaydı mahvolur giderdi. İki Cihan Serveri devam etti: