İçeriğe geç

Bu itibarla da, eğer mutlaka bir cihad stratejisi üreteceksek, bu strateji gönlümüze taht kurmuş oturan, bu amansız ve imansız düşmanları söküp atmaya matuf olmalıdır. Aslında bizim dünyamız, asırlar var ki, başka değil, işte bu düşmanların ablukası altında bulunuyor. Yıllar ve yıllar boyu milletimiz bu öldürücü ablukadan kurtulup, bir türlü kendine dönemedi.. kendi olamadı.. hep ayrı ayrı toplumların, örflerin, âdetlerin garip bir nokta-i mihrâkiyesi gibi, çok kavimleri, çok kabileleri, çok anlayışları, pek çok puta birden tapan, pek çok mevhum ilâh karşısında aynı anda diz çöken ve her gün nice sahte mâbudlar önünde ahd ü peyman yenileyen bir düşüncezede gibi hep dağınıklık örneği oldu ve bir türlü toparlanamadı. Böyle oldu; zira o, bu tâli’siz dönemde hiçbir düşüncenin tam ve doğru olduğuna inanamadı, dolayısıyla da, pek çok fikrî cereyana birden endeksli yaşadığı hâlde, tam olarak hiçbir akımın içinde bulunamadı.

Kim bilir bu sisli-dumanlı dünyada ne büyük fikirler, hep berzahta kalıp hayata geçirilemedi ve ne ciddî projeler, bu miyop bakışların bulanık düşüncelerine çarparak kırıldı! Evet, bunlara göre eşya ve hâdiselerin ihtiva ettiği mânâ, ilim ve insan-kâinat münasebetleri, önemsiz, anlamsız şeylerdir; üzerinde durmaya değmez. Bunlara kalırsa, varlık adına bildiğimizi bilir; bilmediklerimizi de, “Nasıl olsa yarın bileceğiz” mülâhazasıyla devreden çıkarır ve her şeyi kendi “sâbite”lerimize göre keser-biçer-şekillendirir; icabında dünya kadar doğruları yanlış, yanlışları da doğru göstererek, ilmi de, araştırmayı da kendi inanç ve kendi dogmalarımızın vesâyetinde pekâlâ sürdürebiliriz. Hem de, ta başlangıçtan beri varlığa da varlığın geçirdiği safhalara da şahitmişçesine, kesin bir üslûpla atıp tutarak ve bir kısım faraziyelerle her şeyi oldu-bittiye getirerek.

89