İçeriğe geç

Her zaman “insana hürmet” deyip bütün gönülleri hoş tutmaya çalışmak, farklı düşünceleri saygıyla karşılayıp her fırsatta etrafa tebessümler yağdırmak, herkese bir anne şefkatiyle yaklaşıp Allah’ın san’at eserleri olmaları açısından bütün insanlara alâka duymak ama bu alâkaya karşılık hiçbir talepte bulunmamak, hep bu espri içinde oturup kalkmak ve herkese kadeh kadeh sevgi sunmak; sonra da evrensel bir dil geliştirmek, o dil sayesinde insanları uzlaştırmaya çalışmak, bir kısım âlemşümul argümanlar kullanarak aralarında uçurumlar meydana gelmiş milletleri birbirine bağlayacak köprüler kurmak ve yeryüzünde “sulh adacıkları” oluşturmak… İşte, bütün bunlar fiilî birer duadır ve şart-ı âdî planında insan iradesine bağlı olarak başvurulması gereken vesilelerdir. Mü’minler, iradelerinin hakkını vererek bunları gerçekleştirirlerse, vifak ve ittifakın temini için üzerlerine düşeni yapmış sayılacaklardır. Onlar ellerinden geleni ve güçlerinin yettiğini eda edince, Allah Teâlâ yapılanların küçüklüğüne ve vesilelerin ehemmiyetsizliğine bakmaz; O, kendi nâmütenahî kudret, irade ve meşietiyle Ulûhiyetine yakışır şekilde mukabelede bulunur. Evet, sultana sultanlık, nitekim gedaya da gedalık (köle, dilenci) yaraşır. İnananlar Cenâb-ı Hakk’a geda olmanın gereklerini ortaya koyunca, o Sultanlar Sultanı da şe’n-i rubûbiyetinin gereğini yerine getirir.

Başarının En Büyük Vesilesi

88