Kelimenin bu farklı mânâlarıyla alâkalı Hucurât Sûresi’ndeki şu âyet-i kerimeyi hatırlayabiliriz. Söz konusu âyette Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: يَمُنُّونَ عَلَيْكَ أَنْ أَسْلَمُوا قُلْ لَا تَمُنُّوا عَلَيَّ إِسْلَامَكُمْ بَلِ اللّٰهُ يَمُنُّ عَلَيْكُمْ أَنْ هَدَاكُمْ لِلْإِيمَانِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ“İslâm’a girmelerini sana minnet ediyorlar. Onlara de ki: Müslümanlığınızı bana minnet etmeyin. Eğer gerçekten iman etmiş, iman şuuruna ermiş iseniz bilmelisiniz ki, sizi iman yoluna sevk ettiğinden dolayı, asıl Allah size minnet eder!”1 Öncelikle ifade etmeliyim ki her mü’min bu âyet-i kerimeyi sürekli boynuna asılı duran bir ferman-ı ilâhî gibi düşünmeli ve Hak karşısındaki konum ve duruşunu ayarlamak için sık sık ona bakmalıdır. Çünkü O Allah’tır (celle celâluhu). Her şeyin mutlak ve yegâne malikidir. Dolayısıyla minnet O’na aittir ve O’nun hakkıdır. Bu âyetle Allah sanki bize şu hususları hatırlatmaktadır: “Ben sizi yoktan var etmedim mi? Varlığınız Benim vücudumun gölgesinin gölgesi değil mi? Size verilen izafî sıfatlar vahid-i kıyasî olarak Benim varlığımı ve sıfatlarımı göstermek için size verilmiş değil mi? Ben size imanı lütfetmedim mi? Biliyorsunuz ki eğer iman meşalesini içinizde yakmasaydım, ne âfâkî ne de enfüsî tefekkürünüz onu size kazandıramazdı! Ben sizi İslâm’ın yaşandığı bir ortamda yaratmadım mı? Sizi mütedeyyin bir ailenin vesayetinde dünyaya getirmedim mi? Din-i mübîn-i İslâm’a hizmet yoluna sizi sevk etmedim mi!”
Dipnotlar
- 1 Hucurât sûresi, 49/17.