Aksi hâlde, –hafizanallah– “Falan şunu yaptı, filan şöyle davrandı!..” diyerek sürekli atf-ı cürümlerde bulunmaktan ve etrafta mücrim aramaktan kurtulamayız. Ya da “Biz ne yaptık da bunlar başımıza geldi?” demek suretiyle ilâhî icraatı ve kaderi tenkit etme küstahlığına düşmekten âzâde kalamayız. Aslında, “Bizim suçumuz ne, biz ne yaptık ki?” demek en büyük bir suçtur. İçinde yaşadığımız zaman ve şartlarda hemen her insan tepeden tırnağa bir kusur âbidesi olmuş gibidir. Herkes başına taşların yağması için mevcudiyetinin dahi yeterli olduğunu düşünmelidir. Evet, Hak karşısındaki konumunun farkında olan bir insan, başına gökten bir meteor gelip çarpsa ve kendisini yerin dibine batırsa, o zaman bile “Öyle günahkârım ki, bilmem bu taş hangi birine kefaret oldu; hem hamdolsun ki, Cenâb-ı Hak daha dünyadayken başıma taş yağdırdı da o günahımın vebalini Cehennem’e bırakmadı!..” demelidir.