Ancak dünyayı sadece heva ve hevese, beden ve cismaniyetine bakan yönü ile ele alıp değerlendirmek de doğru değildir. Bu noktada Bediüzzaman Hazretleri’nin o enfes ve ufuk açıcı yaklaşımını hatırlayabiliriz. O, dünyanın üç yüzü olduğunu ifade edip şu tespitlerde bulunur:2
Dünyanın bir yüzü, Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerine bakar ve onların aynasıdır. Bu açıdan dünyaya bir meşher, bir seyrangâh; tekvînî emirler mecmuası bir kitap; bir seyahat gemisi; mârifetullaha, muhabbetullaha açılan bir liman ve bütün bunların neticesinde Rabbimizi derin derin murâkabeye alabileceğiniz bir koy nazarıyla bakılabilir. Bu veçhesiyle dünya, Allah’ın (celle celâluhu) sonsuz güzelliklerine, güzelliklerinin tecellîlerine sahne vazifesi görüp O’nun muhabbetine vesile olduğundan mezmum değil aksine sevgiye layıktır.
İkinci yüzü ahirete bakar. Bir hadis-i şerifte de ifade buyurulduğu üzere “Dünya ahiretin tarlasıdır.”3 Burada ekilen şeyler orada biçilecektir. Yol azığı burada tedarik edilir, Cennet’in o nuranî aksesuarları burada hazırlanır ve ebedî saadet bu dünyada kazanılır.
İşte bu her iki veçhesiyle dünya sevilmeye layıktır. Çünkü bu veçheleriyle o, mü’mini Allah’a götüren, Allah’a yükselten ışıktan bir merdiven ve nurânî bir helezondur.
Üçüncü yüzü ise, insanın fâni heva u heveslerine bakar. Bu yönüyle dünya kesiftir, maddîdir, cismanîdir. Geçici ve aldatıcıdır. Bu yönüyle dünyayı sevmek, insanı Allah’tan ve yaratılış maksadından uzaklaştırır, felakete sürükler. İşte dünyanın bu yüzü ile insanın tabiatı, arzu ve hevesleri arasında ciddi bir alâka ve irtibat vardır. Eğer insan dünyanın bu veçhesine karşı iradesini kullanmaz, arzu ve isteklerini meşru daireyle sınırlı tutmaz ve kendini heva ve hevesin serazad atmosferine salıverirse her zaman için zebil olup gitme tehlikesiyle karşı karşıya demektir.
Dipnotlar
- 2 Bediüzzaman, Mektubat s.329 (Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Makam, Beşinci Remiz, İkinci Nükte).
- 3 el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 4/19; es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-hasene s.497.