İçeriğe geç

Nuh Aleyhisselâm’ın gemisi bütün olumsuz şartlara rağmen batmamış, o azgın dalgalar arasında yol alarak kazasız belasız sahile çıkmıştır. Oysa, yer kabuğunda kırılmaların meydana geldiği, bazı kara parçaları denizlerin altında kalırken suyu tamamen çekilen bir kısım denizlerin de Toroslara dönüştüğü ve yeryüzünün bambaşka bir şekle bürünmesine sebebiyet veren jeolojik hareketliliklerin cereyan ettiği öyle bir hengamda bir geminin suyun üzerinde selâmetle ilerleyebilmesi mümkün değildir. Günümüzün teknolojisiyle inşa edilen bir transatlantiğin dahi o türlü bir musibetin üstesinden gelmesi neredeyse imkânsızdır. Bundan dolayıdır ki, meseleyi sebepler açısından değerlendirirken, Elmalılı Hamdi Yazır gibi bazı âlimler Hazreti Nuh’un gemisinin daha sonraki dönemlerde kaybolan çok ileri bir teknolojinin eseri olduğunu söylemişler; mevzuyla alâkalı âyet-i kerimede geçen وَفَارَ التَّنُّورُ“Tennur kaynadığı zaman!”5 ifadesindeki ocak ve fırın mânâsına gelen “tennûr” kelimesinden o geminin buharla çalıştığına dair istinbatta bulunmuşlardır.6

Hazreti Nuh’un ve tâbilerinin mucizevî kurtuluşlarına vesilelik eden gemi (ya da gemiler) nasıl bir teknolojinin ürünü olursa olsun, asıl üzerinde durulması gereken husus o geminin hem inşasının hem de seyr ü seferinin بِأَعْيُنِنَا“Bizim gözetimimiz altında”7 iltifatına mazhar kılınmasıdır. Hazreti Nuh, gemisini inayet-i ilâhiye ile yapmış, onun üzerinde maiyyet-i sübhaniye sayesinde yol almış ve nihayet Cenâb-ı Hakk’ın riayetinde hedefine varmıştır. Dümeninde ilâhî inayetin sevk ettiği bir el bulunan o gemi dev dalgalara rağmen batmamıştır.

Başka bir münasebetle, Sadi Şirazi, “Ne gam o gemidekilere ki, dümende oturan sensin yâ Muhammed!..” der. Evet, kaptanlığını İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaptığı bir gemi de asla batmayacaktır; zira, Habib-i Ekrem ve onun tayfası her zaman Cenâb-ı Hakk’ın koruyup kollamasına mazhardır.

36