Ülfet Perdesini Ortadan Kaldıran Seyahatler
Zannediyorum, şimdilerde, gönüllerde yeni bir heyecan oluşturmak ve aşk u iştiyak duygularını harekete geçirmek için ortam, eskiye nispeten daha müsait, şartlar ve imkânlar daha elverişli. Geçmişte insanımız karşılıklı olarak birbirinin aktivite ve canlılığını görüp aşk ve heyecanlarını tutuşturma imkânından mahrumdu. Bir avuç insan kendi beldesinde, kapalı bir kutu içinde, bir mekânda toplanır, kitap okur ve dağılırdı. Daha sonraki dönemde insanımız ülke içinde geziler tertip etmeye başladı. Yollara düşüp başka bir şehre gidiyor, oradaki insanlarla müşterek bazı aktiviteler icra ediyor ve böylece karşılıklı aşk u heyecan teatisi oluyordu. Anadolu insanı bu mevzuda temrin yapa yapa, zamanla ülke dışına da seyahatler gerçekleştirmeye başladı. Şimdilerde ise dünyanın en uzak beldelerine gitme, göz yaşartıcı ve yürek hoplatıcı hizmet ve faaliyetleri bizzat görme ve böylece aşk ve heyecanla dopdolu hâle gelme imkânı mevcut.
İşte mümkünse, kendisini miskinlik ve atalete salan veya eski hızını kaybeden şahıslar dünyanın değişik ülkelerinde çok canlı ve güzel hizmetlerin bulunduğu yerlere davet edilip götürülmesi gerekir. Bu noktada şöyle bir soru akla gelebilir: Bu güzel işlerin, hizmetlerin kaynağı bir yönüyle Türkiye. Hazreti Mevlâna’nın ifadesiyle elindeki meşaleyle uğradığı her yerde yeni yeni meşaleler tutuşturan efradın pek çok emsalini ülkemizde görmemiz mümkün. O zaman farklı ülkelerde aynı tabloları müşâhedeye gerek var mı?