İçeriğe geç

Şimdi asıl konumuza dönecek olursak diyebiliriz ki, yüksek istidat ve harika kabiliyetlere sahip bulunan insanlar çok önemli işler ortaya koyabilirler ve bundan dolayı onlara takdir, teveccüh ve iltifatta bulunulabilir veya hususî çalışma zemini hazırlama gibi imkânlar kendilerine sunulabilir. İşte bir yönüyle bütün bunlar onların hakkıdır. Ancak bu tür şahıslarla aynı seviyede olmayan, aynı performansı gösterip aynı sa’y u gayrette bulunmayan birinin kalkıp da onlara sunulan bütün bu imkânları kendisi için de istemesi ve bunun adına da ihkak-ı hak demesi hatta bu mevzuda bir isyan ahlâkı, bir başkaldırı anlayışı içine girmesi hakkın sınırlarını bilmeme, hakkın çerçevesini idrak edememe demektir.

Hukuk ve Huzur

İnsanların hak ve hukuklarının gözetildiği, hukuk sisteminin çok rahat işlediği bir ülke hukuk devletidir. Ancak yukarıda da ifade edildiği gibi öncelikle hakların iyi tespit edilmesi gerekir. Hakkın, hakikaten hak olması çok önemli bir meseledir. Bu noktada bütün hakların kaynağı ve her türlü hakkın önünde bulunan “Allah hakkı” ihmal edilmemesi gereken önemli bir husustur. Aynı zamanda insanın uhrevî yanlarının, ebedî arzularının, ibadet ve Allah’la münasebet haklarının gözetilmesi ve onun ruh ve beden gibi iki ayrı yanıyla alâkalı büyük-küçük bütün haklarına riayet edilmesi de hukuk devletinin bir diğer hususiyetidir. Yani hukuk devletinde, insanların maddî ve dünyevî yanlarının yanı sıra onların metafizik yanları ve uhrevî ihtiyaçları da nazar-ı itibara alınmalıdır. Ayrıca hukukun sadece kuvvetlilere has bir imtiyaz hâline getirilmemesi, cezaî müeyyidelerin sırf zayıflara karşı kullanılmaması, hâsılı insanlar arasında hukuk noktasında müsavatın gözetilmesi de meselenin çok önemli bir diğer buududur.

288