İçeriğe geç

Evet, bahşedilen fırsat ve imkânlar değerlendirilmediği takdirde, öte tarafta nefis müdafaası adına ortaya konan bahanelerin hiçbiri mazeret olarak kabul edilmeyecektir; edilmeyecek ve bize “Yoksa siz dünyanın değişik yerlerine gitmek istediniz de buna engel mi oldular? Muhtelif mekânlarda konferans veya seminerler tertip etmek suretiyle hissiyat ve gönül heyecanlarınızı duyurmak istediniz de ‘Hayır yapamazsınız!’ mı dediler? Bazılarınca dırahşan çehresi karartılmaya çalışılan İslâm’ın gerçek hüviyetini ve parlak yüzünü değişik zeminlerde göstermeye çalıştınız da, o mekânlara gitmenize mâni mi oldular? Yazdığınız yazı, çektiğiniz film, çıkardığınız kitaplarla, kendinize ait değerleri duyurmak istediniz de bunları size yaptırmadılar mı?” sualleri sorulacak ve bütün bunlar ahirette hesaba çekileceğimiz mevzular olarak karşımıza çıkacaktır. İşte bundan dolayı şu an içinde bulunduğumuz imkânlara ister fırsat aralığı, ister Cenâb-ı Hakk’ın ekstra iltifatı, isterse farklı bir eltaf-ı Sübhaniye tecellîsi deyin, ne derseniz deyin, eğer mazhar olduğumuz bu imkânlar değerlendirilmezse Allah (celle celâluhu) onu elimizden alır. Çünkü biraz önce de ifade edildiği üzere, her nimete kendi cinsinden şükürle mukabele etmek gerekir. “Eğer şükrederseniz, Ben de (nimetlerimi) artırırım; eğer nankörlük yaparsanız azabım çokşiddetlidir.”5 âyetinde de beyan buyurulduğu gibi, şükrünü eda edemediğimiz her nimet bizim için mesuliyeti mucib bir durum hâline gelir; gelir ve ötede onun hesabı bize sorulur.

191