Öte yandan hadis kritikçilerinin de üzerinde durduğu üzere muasırlar arasında tenafüs (rekabet ve kıskançlık) duygusu vardır. İnsan çok kâmil olmalıdır ki kendi akranlarının faziletlerini kabul edebilsin. Eskiden ulema veya meşayih arasında cereyan eden şöyle bir uygulamadan bahsedilir: Bir hoca talebesine belirli kitapları tedris ettikten, talim ve terbiye adına onu belirli bir noktaya getirdikten sonra şöyle dermiş: “Oğlum, bundan sonra benden alacağın bir şey kalmadı. Falan yerde şöyle bir zat var. Sen bundan sonra onun rahle-i tedrisine katıl.” Tenafüs hissini yıkma, rekabet duygusunun önünü alma veya kıskançlığa meydan vermeme adına böyle bir tavır çok önemlidir. Ayrıca bu, ulema arasında çok önemli bir ahlâk ve âdetin de yerleşmesine vesile olur.
Kalb ve ruhun hayat derecesine yükselme yerleri olan tekye ve zaviyelerde de bu tür uygulamalar olmuştur. Diyelim ki bu yola girmiş bir hak yolcusu, bir şeyhin gözetimi altında “seyr ilallah” makamına ulaştı. Şayet şeyh, müridini “seyr fillah”, “seyr maallah” veya “seyr anillah” makamlarına taşıyamıyor, ona bu ufukları gösteremiyor, bu yolda ihtiyaç duyacağı zâd u zahireyi ona temin edemiyorsa çok rahatlıkla şunu demiştir: “Oğlum, bundan öte ben seni taşıyamam. Falan yerde mürşid-i kâmil bir zat var. Onun çilehanesine git ve rahle-i tedrisinin önünde diz çök.”
Bu tür hakperestçe tavırlar yukarıda bahsedilen olumsuz duyguların önünü alacaktır.
Kendi Dönemlerinde Tanınamayan Büyükler
İnsanların, özellikle farklı meşrep ve mesleklerdeki insanlara karşı hakperest davranabilmeleri daha zordur. Bu tür kişiler arasında kıskançlık hisleri daha fazla görülebilir, kendilerinden büyük olan insanlara karşı rahatsızlık duyabilirler. Tarihte bu tür hadiseler sıklıkla olmuştur.