Kutup, insanlar arasında, yer-gök ehlinin matmah-ı nazarı, Hakk’ın kâmil mânâda halifesi, Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi ekmelüttehâyâ) has vârisi ve her devirde bulunan insan-ı kâmilin de unvanıdır. İnsanlığın İftihar Tablosu’ndan (aleyhissalâtü vesselâm) sonra bu pâye, dava-i nübüvvetin hakikî vârisleri olmaları itibarıyla, hilâfet sıralarına bağlı olarak, Râşid Halifeler’le temsil edilmiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, hakikî müçtehid ve mânâ âleminin sultanları, zâhir ve bâtının da kahramanları aktâb, evliyâ u asfiyâ ile…
Kutbiyet, mânevî mertebelerin en yükseğidir, bazen kutup, kutbiyetle beraber gavsiyeti de haiz olur ve bu önemli buudla o daha bir derinleşir ve tam bir menba-ı feyz-i ilâhî hâline gelir; gelir ve Hakikat-i Muhammediye’nin (aleyhi ekmelüttehâyâ) has ve hâlis bir vârisi olma mazhariyeti ile, bulunduğu çağda Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ın (aleyhi salevâtullahi ve selâmuh) vesâyetinde ve zılliyet planında O’nu temsil eder ve O’nun vazifesini görür.
Bir kutup, hususî mazhariyetleri ve vazifesiyle mütenasip özel donanımı açısından tıpkı Kutup Yıldızı gibi tektir, yektâdır; yer ve gök ehlinin de gözdesidir. Her zaman melekûta açık bu sırlı santralin âyân-ı zâhire ve bâtına üzerinde, tıpkı ruhun ceset üzerindeki aktivitesine benzer bir tesir ve nüfûzu söz konusudur. Onun nüfûzu mârifetine, mârifeti Hakk’ın ilmine, o da, “ne aynı ne de gayrı” çerçevesiyle Hazreti Zât’a tâbidir. Kutup zatında bir damladır; ama göz bebeğiyle güneşlere açık bir damla.. o bir zerredir; ama bütün semalara ayna olabilecek bir zerre.. o bir sıfırdır; ama sonsuzu aksettirecek kadar zâtî değerlere dayalı bir sıfır.