Vâridâtın bu türden vürûdu yanında bir de “envâr-ı sıfât” tecellîsi şeklinde zuhuru vardır ki, yer yer sâlikin kalbiyle beraber kalıbını da nurlandırır ve bu münevver yolcuyu beşerî darlıklardan çıkararak melekî enginliklere ulaştırır; لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ kenziyle3 onu, aczi içinde bir muktedir, fakrına rağmen de bir ganî kılarak Hakk’ı gösteren bir mir’ât-ı mücellâ hâline getirir. Böyle bir vâridâtı başka vâridler takip eder; Allah onun ilim ve idrak ufkunu genişleterek ibadet ü taat azmini biler.. mâsiyetlere karşı sarsılmaz bir mukavemet bahşeder.. belâ ve musibetlerin hem mahiyet hem de akıbetlerini göstererek dayanma gücünü artırır.. ruhundaki aceleciliğine karşı, her neticenin bir vakt-i merhûnu olduğunu ilhamla da iradesi üzerinde yoğunlaşmasını sağlar.. ve bütün fâniyât u zâilâtın gerçek mahiyetlerini irâe etmek suretiyle gönlünü tamamen bâkiyât u sâlihâta yönlendirir. İşte böyle bir sâlik, Hakk’ın cemalini müşâhede arzusunda dahi olsa, buraya gelirken O’nun emir ve iradesiyle geldiği gibi, buradan giderken de, burada ikamet ettiği sürece de “bilâkayd u şart” O’na teslim olur; hüküm ve kazasını rıza ile karşılar ve hayatının hemen her saniyesini, her salisesini içine doğan o envâr-ı sıfâtla hep pürnur yaşar: Aydınlanmış aklıyla âlem-i mülk ve âlem-i şehadeti doğru okur, doğru yorumlar ve sürekli O’na yürür; tasaffî etmiş kalbiyle âlem-i melekûtu temâşâ eder, ruhanîlerle atbaşı hâline gelir; sır ufkuyla bütün eşyanın verâsına yönelir, esrar-ı ulûhiyeti avlamaya çalışır ve meleklerin “hayhuy”unu duyar gibi olur.
Dipnotlar
- 3Bkz.: Buhârî, meğâzî 38, daavât 50, 68, kader 7; Müslim, zikir 44-46.