Aslında çok konuşma ve hele mâlâyâniyâttan ise, hep mezmum görülmüş ve öteden beri insanları felâkete sürüklemiş günahların (mühlikât) en tehlikelilerinden biri kabul edilegelmiştir3; gelmiştir de, seyr u sülûk-i ruhanîde hak yolcuları, bir dil afeti olarak buna karşı sürekli uyarılmışlardır. Hak erleri arasında çok yeme, çok uyuma, çok konuşma, “kesret-i taâm”, “kesret-i menâm”, “kesret-i kelâm” sözcükleri ile, sâlikin boynunda birer tasma, ayaklarında pranga ve kollarında kelepçe olduğu sürekli hatırlatılmış ve hatarları üzerinde ısrarla durulmuştur. Eski ifadesi ile “sebeb-i kesret-i hatîât ve zellât” olduğu sık sık ihtar edilmiştir. Hz. Ömer Efendimiz’e isnad edilen مَنْ كَثُرَ كَلَامُهُ كَثُرَ سَقَطُهُ“Çok konuşanın hata ve sürçmeleri çok olur.4–buna sakatâtı çok olur da diyebiliriz.–” şeklindeki söz de, bu mülâhazayı teyit eder mahiyettedir.
Hem ahlâk kitapları hem de tasavvuf risaleleri kendi açılarından ‘samt’ı ele almış ve onu, sâlikin önemli bir zenginliği, müntehînin gizli bir definesi ve her mü’minin de edeb emaresi saymış, üzerinde ısrarla durmuşlardır.
Dipnotlar
- 3el-Gazzâlî, İhyau ulûmi’d-dîn 1/3, 2/228, 341.
- 4et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 2/370-371; el-Beyhakî, Şuabü’l-iman 4/257, 263.