İçeriğe geç

Evvelâ, bütün varlık O’nun nur-u feyzi ile, O’nun irade ve meşîetine bağlı olarak ve yine O’nun ilmî programlarına uygunluk içinde yaratılmış.. eşi-benzeri olmayacak şekilde vaz’ ve tanzim edilmiş.. hayat mucizesiyle ayrı bir derinliğe ulaştırılmış ve metafizik enginliklere açık hâle getirilerek ufuk ötesi yeni mevhibelere kapı aralanmış.. ölüm ve sonrasıyla, var olma hâdisesinin mebde, müntehâ ve gayesi gösterilmiş.. maddî-mânevî rızıkla da bütün varlığın, hususiyle de insanoğlunun her zaman muhtaç olduğu hayatî bir mevzu hatırlatılmış.. ve böylece –tabir yerindeyse– değişik tecellî dalga boyundaki her bir feyizle “Kenz-i Mahfî”ye dair bir sır kapısı aralanmıştır.

Eşya ve hâdiselere ilk var olma işareti “feyz-i akdes”den gelmiş, “feyz-i mukaddes”de, haricî vücudları murad buyurulan “âyân”a haricî vücud alarmı verilmiş ve “mümkinü’l-vücud” ayn’lar arasında var olma vetiresi başlamış; sonra da her varlık ve her nesne, ilk mevhibeleri sayılan kabiliyetleri çerçevesinde, daha ileri götürücü yeni feyizler beklemek üzere sine-i istidadını açıp, bu tecellîlerin geldiği noktaya yönelmiştir.

Feyz-i akdes, kutsallardan kutsal bir feyiz tecellîsi demek olup, bütün yaratıkların ilmî vücudları, malum hakikatleri ve istidatlarının –bu, değişik varlıklara göre farklı farklıdır– âyân-ı sâbite (Hazreti Zât’ın ilmi çerçevesinde hakâik-i mümkinat) itibarıyla ortaya çıkmalarında fail ve müessir-i hakikîye perde-i izzet bir tecellîdir. Bu şekilde hakâik-i mümkinenin ortaya çıkması –buna hakâikin ilk inkişafı da diyebiliriz– ezelde her bir varlığa bahş buyurulan istidat ve kabiliyetlere bağlı cereyan eder. Kudret’in âdiyat üstü tasarrufları müstesna, her varlık istidadıyla mukayyet bulunur. Bu hususu tenvir sadedinde şair Belîğ’in:

“Halkın istidadına vâbestedir âsar-ı feyz,
Ebr-i nisandan sadef dürdane, ef’î sem kapar.”

şeklindeki sözlerini hatırlatıp geçelim.

49