İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim, günde kırk defa okuduğumuz Fatiha-i

Şerife’deki, ُِإََِّيَاَكَ َنَْعُْبُُدُ َوَ ِإََِّيَاَكَ َنَْسْ َتَِعِ يُنAncak Sana kulluk yapar ve yardımı da ancak Senden isteriz.”25 âyet-i kerimesiyle bize “biz” demesini öğretiyor. Çünkü insan tek başına yapacağı kullukla kurtulamayabilir. Onun kurtulması, bir yönüyle, arkadaşlarıyla bir çizgi üzerinde gerçek uhuvveti temin ve tesis etmesine ve onların sevaplarını da kendi sevap havuzuna akıtmasına bağlıdır. Aynı şekilde bir idarecinin yanlışa en uzak, doğruya en yakın bir sonuca ulaşması da “biz” demesi, ortak akıl ve kolektif şuurla hareket etmesiyle mümkündür.

Hâsılı, günümüzde yapılan hizmetlerin katlanarak büyümesi için önde görünen insanların ‘kendilerine rağmen’ yaşamaları ve “Benim aklım, düşüncelerim, kavrayışım bana yeter.” mülahazasından vazgeçerek söyledikleri her sözü, verdikleri her kararı sistemli bir düşünceye bağlamaları gerekir. Evet, hadisin ifadesiyle “adil imam” olmak isteyen bir idareci, çevresindeki insanların düşüncelerine kıymet vermeli, onlarla meşveret etmeli, yerine göre kendi düşüncelerinden vazgeçmesini bilmeli ve böylece makul ve mantıki olanı bulmaya çalışmalıdır. Meseleler bir heyetin mütalaa ve müzakeresine havale edilirse fikir alışverişiyle hakikat ortaya çıkacak ve böylece yanılmaların da önüne geçilmiş olacaktır. Fakat hangi alan ve hangi branşta olursa olsun, iş şahsi inisiyatiflere bırakılır ve şahsi inisiyatifler kullanılarak hareket edilirse yanlışlıklar da kaçınılmaz hâle gelecektir.

50