böyle yaklaşırsanız bir taraftan, ”Allah’a binlerce hamd ü sena olsun ki bizi böyle güzel işlerde istihdam ediyor.” deyip şükre; diğer yandan da “Acaba Allah’ın bizi tavzif ettiği işlerin hakkını verebiliyor muyum, konumumu verimli bir şekilde değerlendirebiliyor muyum?” diyerek muhasebeye yönelirsiniz. Allah’a ait lütufları sahiplenmek gizli bir şirk ve O’na ait hakları gasp olduğu gibi bunları görmezden gelmek de nankörlük olur. İkisi de yanlıştır. En doğrusu, sahip olduğumuz lütufların farkında olmak ama bunları tahdis-i nimet mülahazasıyla zikretmek ve ”Rabbimize binlerce hamd ü sena olsun ki bizleri böyle güzel işlerde istihdam ediyor.” diyebilmektir.
Fikir İstikameti
Ne var ki daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu tür konularda fikir istikametini koruyabilmek hiç de kolay değildir. Bu, ancak doğru yola girme ile mümkündür. Fakat o yola girdikten sonra da doğru yürüme hususiyeti korunamayabilir; zikzaklar yaşanabilir, kaymalar olabilir. Bir şekilde yürünen yolun âdâbına riayet edilemeyebilir. Nail olunan ilahi lütufların hakkı tam verilemeyebilir. Bunlar neticesinde de şefkat tokatları gelebilir, kulak çekme kabilinden bir kısım belalara maruz kalınabilir. Allah bir kısım zalimleri musallat edebilir. Tehcirler, tehditler, nefiyler, aziller, mağduriyetler, mazlumiyetler, mahkûmiyetler, mevkufiyetler, tenkiller yaşanabilir. Eğer bütün bunlara birer şefkat tokadı nazarıyla bakarsak maruz kaldığımız sıkıntılar bizi tevbe, inabe ve evbe ile Rabbimize yönelmeye sevk eder. Rabbimizin razı olmadığı tavır ve davranışlarımız olduysa bunlar için bir değil bin kere istiğfar ederiz. Maruz kalınan mağduriyet ve mazlumiyetler bu mülahazalarla değerlendirilirse yaşanan acılar karşısında hissedilen duygular birdenbire kin ve nefretten, mukabele-i bi’l-misil kaide-i zalimanesinden (kötülüğe aynı kötülükle karşılık verme) şefkate ve acımaya döner. Nitekim tarihin sayfalarına kara bir leke hâlinde kaydedilecek bu tür zalim insanlara ancak acınır.