Bence, günümüzün aydınlarının, hatta mektep ve medyanın, eğer insanımıza bir iyiliği olacaksa, bu iyilik onu bağnazlık, ihtiras ve fanatizmin öldürücü atmosferinden kurtararak gerçek insanî değerlere yönlendirme şeklinde olmalıdır. İlk dönem itibarıyla bizde daha sonra Batıdaki yenilenme hamlelerinde, bu kabîl duygu ve tutkulardan arınma hareketi birinci ameliye kabul edilmişti. Oysaki son bir-iki asırdan beri, bizdeki “değişim” ve “dönüşümler”i planlayanlar, eğer, daha işin başında, maşerî vicdanda böyle bir arınma şuuru ve başkaldırma düşüncesi uyarabilselerdi, bugün, beklenen inkılapların en büyüğü gerçekleşmiş olacaktı.
Hâlbuki, bizdeki hemen bütün yenilikler, bazı kimselerin, biraz da dış manipülasyon ve baskılarla bir kısım bayağı arzulara hizmetten ibaret kalmıştı.. evet bu tâli’siz dönemde bazı aydınlar ve bazı imkân sahipleri, sırf kendi keyif ve çıkarları için hem birkaç asırlık birikimi hem de çok ciddi bir metafizik gerilimi hiç olmayacak şekilde israf edivermişlerdi. Rica ederim, ilim düşüncesinin önemli bir dayanağı sayılan düşünce ve ilim hürriyeti, bir kısım ilim ağalarının heveslerini gerçekleştirmek ve ideolojik saplantıları olan bazı kimselerin işlerini kolaylaştırmak için midir? Ama ne acıdır ki, yıllardan beri bu bahtsızlar ülkesinde pek çok iş hep böyle olagelmiştir.. bir kesim burnunu dikmiş, dişlerini sıkmış ve avazı çıktığı kadar: “Yobazlar, gericiler, dünyayı Orta Çağ karanlıklarına sürüklemek isteyenler, falanın düşmanları, filanın düşmanları!” diye bağırmaya başlamış; buna karşılık diğer bir kesim de, aynı eda ve üslûpla: “Küfür yobazları, fanatik mülhidler, muhakemesiz mukallidler, imansız zındıklar!” karalamalarıyla, bu kategori içinde mütalâa edeceği binlerce, milyonlarca ruhu rencide etmiş ve vicdanları baskı altına almıştır.