Evliyaullahtan olan Abdülkuddüs Hazretleri şöyle der: “Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) kevn ü mekânları aştı, huzur-u kibriyâya vardı, kurb-i huzurla müşerref oldu, dünya gözüyle Hakk’ı gördü, hûri ve gılmânın perdedarlığına şahit oldu. Cennet ve bütün niam-ı ilâhiye O’nun önüne sofra gibi serildi. Ama o âlemin debdebe ve ihtişamı O’nun gözlerini kamaştıramadı. Gittiği gibi insanlığı kurtarmak üzere insanların içine tekrar döndü. Allah’a yemin ediyorum ki, ben o mertebelere çıksaydım geriye dönmezdim!”
Bu söz, çok veciz olarak, daima giden ve geri dönmeyen bir velinin seyriyle, giden-gelen-götüren nebinin seyrini tefrik etmektedir. Ama bütün bunlar esasen iç müşahede, ruha doğru derinleşme ve bir zevk işidir. İç âlemine doğru derinleşmemiş, zahire takılıp kalmış insanlara bunları anlatmak çok zor olsa gerek…
Bu asır, kalble beraber akıl asrı olduğundan bu türlü şeyleri muvakkaten Cenâb-ı Hak kaldırmıştır. Öyle ümit ediyorum ki, yeniden bir velâyet müessesesi -inşaallah- teşekkül ettiği zaman pek çokları ilm-i hakikatin yanında bu ruhani zevkleri de hissedecektir.