İçeriğe geç

Şimdi isterseniz farazi olarak topluluğu küçültelim, hücreler hâline getirelim ve bir insan bünyesi teşkil edelim. Bu defa o fert, insanlık bünyesini teşkil eden toplulukta âdeta bir latîfe hâline gelecektir. Veyahut insanı büyütelim, hücreleri ve latîfeleriyle bir cemiyet hâline getirelim. Bu defa insanda o latîfe Hızır gibi olacaktır. Cenâb-ı Hak normo âlemden makro âlemlere kadar bir bakıma nizamın manevi bekçileri olarak Hızır-edâ, İlyas-edâ bir kısım kimseleri âleme memur etmiş ve onları bu âlemlerin içinde dolaştırmıştır. Öyle ki Allah (celle celâluhu), onların ağzıyla yapılan dualara ve beddualara “evet” demekte ve onların getireceği şeyleri hüsnükabulle karşılamaktadır.

Müsaadenizle bir misal daha arz etmek istiyorum. Ehlullahtan biri naklediyor: Arafat’ta bulunuyorduk. Birbiriyle konuşan üç kişi gördüm. Belli ki onlar, mele-i âlâdan inmiş halkın Arafat’ına şahit olmuş ruhanîlerdi. “Yazık, bu sene Cenâb-ı Hak hiç kimsenin haccını kabul buyurmadı, beyhude yoruldular.” diye kendi aralarında konuşuyorlardı. Bu sırada içlerinden biri söze girdi ve şöyle dedi: “Hacca gelenler arasındaki üç kişi, hüsnükabule mazhar oldukları için bunların dualarının arasında Cenâb-ı Hak diğerlerini de geri çevirmedi ve onların da haccını kabul buyurdu.”

106