İçeriğe geç

Ancak meseleyi halka anlatırken ve meselenin tamamen yabancısı olan kimselerle muhatap olurken mevzuu objektif olarak takdim etme mecburiyetindeyiz. O da Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) muallâ mevkiinden gelen, bedevîlere telkin ve talim buyurdukları gibi “Farzları yapıp büyük günahları terk ederseniz, Allah’ın tevfik ve inayetiyle kurtulursunuz.” demektir. Bir süre sonra kişi zaten bu kadarla yetinmemesi gerektiğini anlayacak, kendini daha fazla yapmaya zorlayacaktır. Onun için bir mü’min, beş on seneden beri farzları yerine getirip büyük günahları terk ediyor ve fakat bunların dışında başka bir şey yapmıyorsa, kulluğu adına fazla mesafe katetmemiş sayılır. Yirmi seneden beri namaz kılan bir mü’min, hâlâ gecenin neşvesine erememiş, seherlerdeki tatlılığı duyamamış ve namazını kaçırdığında ellerini dizine vurmuyorsa hâlâ harem dairesine girememiş, sofada dolaşıp duruyor demektir.

Hâsılı, iman ve İslâm hakikatlerine yeni uyanan kişinin hâli başka, ihsan ufkuna ulaşmış kişinin hâli başkadır. İslâm dini her ikisine de hitap eder. En büyük mürşidler ondan istifade ettiği gibi yeni iman etmiş, usul yordam bilmez bir bedevî de ondan istifade eder. “Ben ille de hayatımın sonuna kadar bedevîlikte ısrar ediyorum.” diyecek kimseye ise söyleyecek sözümüz yoktur.

91 Bediüzzaman Said Nursî, Sözler Dördüncü Söz.

92 Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası s. 118.

93 Buhârî, ilim 11, edeb 80; Müslim, cihâd 8.

94 Buhârî, ilim 6; Müslim, iman 8-9.

139