Evet, bu hâdiselerden sonra Müslümanların güçlü olduğu devirde gelip İslâm’a toslayan Neoplatonizm, Müslümanların daha evvelden uyanmış olmalarından ötürü bünyenin içine tam girememişti. İşrâkiye mektebi ağırlığı ile kendisini hissettirememiş, Meşşâiye mektebi mü’minlerin gönlüne taht kurup oturamamış, hiçbir Yunan felsefecisi Müslümanlar üzerinde fikirleri ile hâkimiyet kuramamıştı. Çünkü Müslümanlar bu fitneleri gördüklerinde, bir taraftan Kur’an’a sahip çıkmış, onu istinsah edip çeşitli beldelere göndermişlerdi. Bir diğer taraftan ise Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) şerefsudur olmuş, akideye ait meseleleri bir araya getirmiş ve bu mevzuda ciddi tahşidat yapmışlardı. Böylece, terminolojisi teşekkül etmiş ve herkes tarafından objektif olarak benimsenmiş olan İslamiyetin esasları karşısında bâtıl fikirler tutunamamıştır. Eğer bu hadiseler yaşanmasaydı, bir avuç Karmatî ve Bâtınî’nin ortaya çıkaracağı korkunç fitneler öyle şiddetli olacaktı ki, yeryüzünde Ehl-i Sünnet’ten daha fazla bâtıl mezheplere sahip kimseler bulunacaktı. Allah’a binlerce hamd ve sena olsun ki, her dönemde Sünnî düşünce Müslümanların büyük çoğunluğu tarafından benimsenmiş ve korunmuştur. Bâtıl fırkalar ise hep azınlıkta kalmıştır.
Biz, seleflerimizi daima hayırla yâd ederek onların hayatlarından dersler çıkarmalı ve yolumuza devam etmeliyiz. Rabbim kalblerimizi telif buyursun. Hangi yollarda ve nasıl mücadele verilirse verilsin Müslümanları birbirini sever hâle getirsin. Âmin!
209 Bkz. İbn Mâce,mukaddime11; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned1/99.
210 Bkz. Müslim imâre 61; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 8/144; el-Hâkim, el-Müstedrek 2/169; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 3/144.