İçeriğe geç

Her peygamberin devri, sanki bir bitiş ve bir başlangıcın uç uca geldiği bir nokta olmuş, bitişleri hep yeni başlangıçlar takip etmiştir. Tarihî gerçeklerle sabittir ki beşer, tükendiği her noktada daima yeni bir var oluşla bir kez daha kendi olmuş ve ayaklarının üzerine doğrulmuş, -Allah’ın tevfîk ve inayetiyle- yeniden zirveleşmiştir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) öncesinde de insanlık adına her şey yeryüzünden silinmiş, Arap yarım adasında tamamen vahşet hükümferma olmuştu. Ferdî ve içtimaî ahlâksızlığın yayılması temeli üzerine kurulan bir anlayış her tarafa hâkim olmuştu. Âkif’in ifadesiyle,

“ Fevzâ (anarşi) bütün âfâkını sarmıştı zeminin,
Salgındı, bugün Şark’ı yıkan tefrika derdi.”

İşte tam bu dönemde beşerin kurtarılmasına vesile kılınan ve وَمَۤا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ “Biz, Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”214 ile tanıtılan Hazreti Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) geldi ve insanî mânânın tam tükendiği bir noktada insanlığı yeniden ihya etti.

295