Hacerü’l-es’ad’a gelince, o da, bize kadar nakledilip gelen bazı rivayetlere göre Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm) Kâbe’yi inşa ederken kullanmak üzere Ebû Kubeys Tepesinden alıp getirdiği ve iskele olarak kullanmak üzere üstüne çıkıp Kâbe duvarlarını ördüğü bir taştır. İşte Hz. İbrahim gibi bir Halilullah’ın ayağını bastığı bu taş, Cenâb-ı Hakk’ın bahşettiği kudsiyetle aziz kılınmıştır.5
O’nun Cennet’ten gelen bir taş olduğuna dair de rivayetler vardır.6 Belki de gökten gelen bir meteor, bir gök taşıdır. Meleklere ait ulvî bir âlemden geldiği için kendisine bu değer verilmiştir. Geliş keyfiyeti ne olursa olsun bugünkü durumuna tesir etmez. Ne olursa olsun o, bizler için mukaddes bir taştır. Ona taş diyoruz ama, bu onu başka bir kelimeyle ifade edemediğimiz içindir. Onun mahiyetini ifadeye daha uygun bir kelime bulunmuş olsaydı onu söylerdik. Bu bir edep meselesidir.
Zaman zaman parçalara ayrılmış, kırılmış ve bazı hükümdarlar tarafından bu taşa ait parçalar, çeşitli beldelere taşınmıştır. Şimdi kalan kısım Kâbe’nin bir köşesinde durmaktadır ve kıyamete kadar da inşâallah duracaktır.
Dipnotlar
- 5 Buhârî, hac 50; Müslim, hac 248-251.
- 6 Tirmizî, hac 49; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/307, 329; İbn Huzeyme, es-Sahîh 4/219; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 1/150, 3/275; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/21.