Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) pek çok vazifeleri vardı. Müslümanların, İslâmiyet’in bütün icaplarını rahatlıkla yerine getirme imkânlarına kavuşturulmaları; keza, Müslümanların, yeryüzünde mahkûm değil, hâkim olarak yaşayabilmeleri için, maddî-mânevî bir kısım dinamiklere sahip olmaları gibi pek çok şeylerle donatılmaları icap ediyordu. Bu noktada, gönül hayatının, her şey üzerinde hâkimiyet tesis etmesi çok önemliydi. Binaenaleyh, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), farzlardan âdâba kadar, din adına ne varsa hepsini yaşıyor, yaşanmasını teşvik ediyor ve her şeyde Allah’ın isteklerini ve hoşnutluğunu arıyordu. Meselâ O’nun hayatında, her sabah 100 defa لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَريِكَ لَهُ vardı.2 Diğer dua ve münacatlar da öyle… Biz sabah-akşam namazlarında sadece, O’nun okuduklarının onda birini okuyabiliyoruz. Keşke hepimiz okuyabilseydik! Demek, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) söylediği şeylerden ancak çok az bir şey yapabiliyoruz. İnşâallah, yaptıklarımızla, vazifemizi yapmış sayılırız. Gerçek sofîlik ve vilâyet ise, ihlâsla O’nun yaptıklarını yapmaktan geçer. Vâkıa, kulluk vazifemizi zirvede eda etsek dahi, Hakk’a karşı şükür, Efendimiz’e karşı da minnet borcumuzu yerine getirmiş olamayız.
Dipnotlar
- 2 Buhârî, bed’ül-halk 11; daavat 64; Müslim, zikr 28.