Aslında bu iki görüş aynı olmasa bile, birbirinden çok uzak da sayılmaz. Maturîdî’ye göre bir insan nerede olursa olsun, –dağda, bayırda, çölde şurada veya burada– güneşlerin doğup batmasından, ayların tulû ve gurubuna, yıldızların parıldamasından, zeminin nizam u intizam içindeki bin bir güzelliklerine, dağların mehip duruşlarından, tepelerin ünsiyetli esintilerine; koruların gürül gürül inleyen ikliminden otların-ağaçların ince ince salınmalarına, çiçeklerin cilve çakıp tebessüm etmelerine kadar her şey, O’ndan sırlı birer mesaj ve o Sultanlar Sultanı’nı anlatan beliğ birer lisandır. İşte, aklı başında bir insan, göz kamaştıran bu tablolar ve yürekleri hoplatan bu ses ve renk cümbüşü karşısında, her şeyin arkasındaki o gizli eli sezecek ve mutlaka bir Yaratıcı’nın olduğuna inanacaktır. O Yaratıcı’nın ad ve unvanlarını, O’nun kitap ve elçilerini bilmese de böyle birisi ehl-i necattır.
İşte bu itibarladır ki, başka memleketlerde yaşayan insanlar hakkında hemen ulu orta, “İnanmadı, öyle ise Cehennem’e gidecektir.” demiyoruz, diyemeyiz de. Zira, mezhep imamlarının bu şekildeki nokta-i nazarı en azından sükut etmemizi gerektirmektedir…
İmam Eş’arî Hazretleri elde ettiği hükmü, “Biz Peygamber göndermedikçe (hiçbir millete) azap edecek değiliz.”1 gibi âyetlerden istinbat ediyordu. Evet, Allah Kur’ân’da: “Peygamber göndermeden azap etmeyeceğiz.” diyordu. Öyle ise peygamber görmemiş, duymamış kimselere azap edilmese gerek.2
Dipnotlar
- 1 İsrâ sûresi, 17/15.
- 2 el-Eş’arî, Makâlâtü’l-İslâmiyyîn s.127; Fahru’l-İslâm el-Pezdevî, el-Usûl 4/1350-1351; el-İsferâyinî, et-Tebsîr fi’d-dîn s.170-171; Abdulkâhir el-Bağdâdî, Usûlü’d-din s.24-25; en-Nesefî, Bahru’l-kelâm s.8; Tâcuddin es-Sübkî, Cem’u’l-cevâmi’ 1/61-63; es-Suyûtî, Mesâlikü’l-hünefâ fî vâlideyi’l-Mustafa s.1-2, 12-13, 16-18.