– “Öyle de küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nispetinde, okuduğunuz fenn-i tıp mikyasıyla küre-i arz eczahane-i kübrâsının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâl’i hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.”
Bir şey sormama lüzum kalmadan itirazı bastı:
– “Hayır! Hayır!”
Ben okurken, misallere “Evet.”, misallerin gösterdikleri hakikatlere “Hayır.” çekip durdu. Ve sonra, kendisine:
– “Cevşen’i okuyayım mı?” diye teklif ettim.
– “Oku” dedi.
Ben Cevşenü’l-Kebir’i okurken, fincanın üzerine elimi koydum, o kadar süratli hareket ediyordu ki, parmağımla zaptedemiyordum. Bir aralık düştü. Bir ara da:
– “Bırak şu gırgırı!” diye yazıverdi…
Bu hususta büyük bir zat diyor ki:
“Şu asırda bir kısım kimseler maddî vücutlarını atıverseler, şeytan olurlar. Şeytanlar da maddî vücut giyiverseler bu devirdeki bir kısım insanlar gibi olurlar.”7
İnsan ve cin şeytanlarının -dikkat edildiği zaman- tabirleri, ifadeleri, idyumları hep aynıdır. “Bırak şu gırgırı.” Ne kadar da suretâ insan olanlarınkine benziyor!..
Bazıları “Ruh çağırıyoruz.” diyorlar ama, aslında, gelenlerin cinler olması daha kuvvetlidir. Böylece onlar cine, şeytana maskara oluyorlar. Bu iş daha ciddî, daha derin ele alındığı zaman, belki faydalı şeylere medar olabilir zannediyorum. Şimdikilerin yaptıkları maskaralıktan başka bir şey değil…
Dipnotlar
- 7 Nursî, Bediüzzaman Said, Lem’alar s.121-122 (13. Lem’a, Onuncu İşaret).