Dikkat buyurulsun; iman zevki, iman aşkı, iman hazzı, Cennet iştiyakı ve Cenâb-ı Hak’tan gelen her şeyi almaya, kabul etmeye teşne olma keyfiyeti, bütün bunlar öyle ilâhî mevhibelerdir ki, bunları insanın sinesine ancak Allah yerleştirebilir. İnsan, sadece mübaşeret eder. Onun için Saduddin-i Teftâzânî bu mevzuda “İman, insanın cüz’î iradesini kullanması suretiyle, Allah’ın onun ruhunda yaktığı bir şem’adır.” der. -Şem’ayı yakana ruhlar feda olsun!- Böyle büyük bir neticede senin cüz’î iradeni kullanmaktan başka bir dahlin yoktur. Sanki düğmeye dokunuyorsun ve hayatın tenvir ediliyor. Binler avizenin, bir tek düğmeye dokunmakla etrafı aydınlatması gibi, iman tarafına, cüz’î iradenin o kadarcık yönelişi, hidayet nurunun yakılmasına vesile oluyor.
Evet, bu meseleyi de ağızdaki lokma gibi anlama mecburiyetindeyiz. “Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz.”6“Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola iletir.”7 fehvasınca kimse, O’nun dilediğinden başkasını dileyemez… O’nun saptırdıklarını hidayete erdiremez, O’nun hidayete erdirdiklerini de saptıramaz.
Netice olarak işin çoğu O’na aittir. Bize ait olan o kadar cüz’î, o kadar küçüktür ki, bunları görmezlikten gelerek, olan şeylerin bütününe sahip çıkmamız, Allah’a karşı suiedeb ve cüretkârlıktan başka bir şey değildir.
Dipnotlar
- 6 İnsân sûresi, 76/30.
- 7 Müddessir sûresi, 74/31.