Bunlardan biri, yaptığı tecrübe ile ona yok derken, her hâlde esîrin katı bir madde olduğu tasavvuruna karşı diyordu. Ve en azından onu hava gibi kabul ediyor ve bir çeşit atmosfer hüviyetinde, arzı saran bu seyyal maddenin arzla beraber hareketini de düşünüyor ve tecrübesini böyle hayalî bir “eter” içinde yapıyordu.
Acaba esîr denen şey, madde üstü bir şey olamaz mıydı ki, günümüzde anti-madde, anti-atom, anti-proton, anti-nötron gibi meşhud dünya karşısında gayri meşhud ve gayri meş’ur bir âlem olarak zıt bir çizgiyle izah edilen bu yanlış anlayışlarla telif edilmesin. Kaldı ki Bilim ve Teknik ve Sızıntı gibi popüler bir kısım mecmualar, yeniden esîre dönüş hususunda oldukça dikkate değer şeyler de kaydediyorlar.
Netice olarak diyebiliriz ki; esîr mevzuunda müşâhede ve tecrübeye dayalı herhangi bir hüküm mevcut değilse bile, “ceffelkalem” esîr yoktur diye kestirip atacak kadar malumata da, henüz sahip bulunmamaktayız.
Mekân fiziğindeki yeni temayüller etere yeşil ışık yakadursun, biz terminolojide mutabakata varılmadan sürdürülen bu mücadelenin daha yıllarca devam edip gideceği kanaatindeyiz.
Bu hususta sözlerimi bitirirken, en doğru sözlünün beyanı içinde toprak, su, hava, ateş mürekkeplerinden evvel Arş-ı Rahmet bir “amâ” üzerinde olduğu ve bunun altında, üstünde hava bulunmadığı sözünü1, geleceğin fizikçilerine tetkik mevzuu olarak arz edip geçelim…
Dipnotlar
- 1 Tirmizî, tefsîru’l-Kur’ân 12; İbn Kuteybe, Te’vîlu muhtelifi’l-hadîs s.221.