Şimdi de İslâm’ın bu hususta bir şey deyip demediğini kısaca arz edelim. Şurası muhakkak ki, hiçbir noktada açıklık bırakmayan İslâm bu mevzuu da ihmal etmemiştir. Evet bu husus bir hâdise münasebetiyle, ta ilk asırda vuzuha kavuşturulmuştur. İmam Müslim’in Sahih’i ile, Ahmed İbn Hanbel’in Müsned’inde, Efendimiz’le ashabı arasında şöyle bir müzakerenin cereyan ettiğini görüyoruz. Peygamberimiz: “Dinden dönüldüğü zaman, Deccal çıkar.” başka bir rivayette: “O, şarktan zuhur eder ve kırk günde, yeri bir baştan bir başa dolaşır. Onun bir günü sizin bir seneniz… Ve bir günü de vardır ki, bir ayınız; diğer bir günü bir haftanız; sair günleri ise sizin günleriniz gibidir.” buyurur. Sahabi sorar: “Miktarı bir sene olan o günde, bir günlük namaz yeter mi?” O cevap verir: “Hayır, takdir ve hesap edersiniz.”1 Yani, bütün bir gece ve gündüz olan ayları ve haftaları yirmi dört saatlik günlere böler, ibadetinizi ona göre yaparsınız.
Mesele fukahânın eline geçince, herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermeyecek şekilde, Şafiî’nin “el-Ümm” kitabından, mezhebindeki “Minhac”a kadar ve Hanefîlerin kadim kitaplarından “Tahtâvî” hâşiyesine kadar, üzerinde durulmuş ve işlene işlene herkesin bileceği bir mesele hâline getirilmiştir.
Bu mevzu, vakitlerin namaza sebep olması bahsinde ele alınır ve izah edilir. Biz bu mevzuda sadece meselemizle alâkalı kısma temas edeceğiz.
Dipnotlar
- 1 Müslim, fiten 110; Tirmizi, fiten 59; Ebû Dâvûd, melâhim 14; İbn Mâce, fiten 33.