Bir diğer yönüyle; nur, Allah’ın (celle celâluhu) hicabıdır (perde). Biz, nuru bile ihata edemiyoruz. Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) miraçtan dönüşte, sahabi sordu: “Rabbini gördün mü?” Bir defa şöyle buyurdular: (Ebû Zer naklediyor) “O bir Nur; nasıl görürüm O’nu.”3 Başka bir yerde buyururlar ki: “Ben bir nur gördüm.”4 Hâlbuki nur, mahluktur. Allah, Münevviru’n-Nur’dur. Nur’a şekil veren, biçim veren, tasvîrini yapan Allah’tır (celle celâluhu). Nur, Allah değildir; O’nun mahlukudur. Başka bir hadiste tavzih buyururlar: “Allah’ın hicabı nurdur.”5 Yani sizinle O’nun arasında bir nur vardır. Siz, nur ile muhâtsınız. Burada da ayrı bir derinlik var! Yine muhât diyoruz; ama sıfatları ile, başkası ile değil. Sıfatları ne gayri, ne de aynı…
Ulûhiyete dair meselelere girince, mevzu derinleşiyor, ağırlaşıyor ve altından kalkılamaz bir hâl alıyor.
Netice olarak diyebiliriz ki: Allah (celle celâluhu) görülmez. Hicabı, nurdur O’nun. Siz, görseniz görseniz ancak nur görürsünüz. Meselâ nefs-i emmare sırrını aşmaya çalıştığınız zaman, kızıl bir nur görürsünüz; nefs-i levvameye geldiğiniz zaman mavi; nefs-i mutmainneye geldiğiniz zaman da yeşil bir nur görürsünüz. Sonra bir seviyeye gelirsiniz ki, orada gördüğünüz nurun rengini tayin ve tespit edemezsiniz. Bunlar, ehlullahın müşâhedesidir ve ancak vicdanî tecrübelerle inkişaf eder.
Bir fikir verebilmek için, mevzua bu renklerle girdim ve arz etmeye çalıştım. Binaenaleyh, sizin de göreceğiniz sadece, Cenâb-ı Hakk’ın nurunun gölgesinin gölgesinden ibaret olacaktır. Bu itibarla da yine görmüş sayılmayacaksınız.
Şimdi de, mevzuu bir üçüncü yönüyle ele alalım: İbrahim Hakkı Hazretleri der ki:
“Bulunmaz Rabbimin zıddı ve niddi, misli, âlemde ve suretten münezzehtir, mukaddestir, Teâlallah.”6
Dipnotlar
- 3 Müslim, iman 291.
- 4 Müslim, iman 292; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 8/170.
- 5 Müslim, iman 293.
- 6 İbrahim Hakkı, Ehl-i Sünnet İnancı 4. beyit.