Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Zorluklar Karşısında Sabır

Arkadaşınız Talip Rıza :) | . | TOMURCUK

Ömer’in annesi mutfakta akşam için yemek hazırlamakla meşguldu. Tam çocukların okuldan gelme vakti idi. Kapı çalındığında “herhalde çocuklar geldi” diye düşündü. Ancak kapıda çocuklar yerine bir polis memuru bekliyordu. Anne polisi görünce birden heyecanlandı. Kendini toparlayarak:

– Buyrun, bir şey mi istemiştiniz, diyebildi.

– Siz Ömer’in annesi misiniz?

Anne içinde ılık ılık bir şeylerin aktığını hissetti. Dizlerinin bağı çözülür gibi olmuş, düşmemek için kapının kenarına tutunmuştu.

– Evet, ben Ömer’in annesiyim, ne oldu Ömer’ime memur bey?

Polis memuru çok soğukkanlıydı. Benzeri durumlarla kimbilir kaç kere karşılaşmıştı. Ama o da çocuk babasıydı. Anneyi daha fazla heyecanlandırmamak için gülümsedi.

– Merak edecek bir şey yok hanımefendi. Okuldan gelirken küçük bir trafik kazası atlattı. Ciddi bir şeyi yok, sadece bir-iki küçük yara. Şu anda hastanede, hatta şimdiye kadar tedavisi bitmiş olmalı.

– Hangi hastane? Hemen oraya gitmeliyim?

– Bana kalırsa babasını bekleyin. Zannedersem henüz işten dönmedi. Beraber hastaneye gidebilirsiniz, hem böylece onu da merakta bırakmamış olursunuz.

Polis memurunun soğukkanlı ama yumuşak tavrı anneyi biraz olsun rahatlatmıştı. Çok ciddi bir şey olmadığına kendini inandırmaya çalıştı. Ama yine de heyecanına mani olamıyordu. Polisin dediği gibi babayı beklemeye karar verdi. Hastanenin yerini söyleyen memur gitmek için arkasını döndüğünde annenin aklına birden Zeynep geldi ve gayrı ihtiyari haykırdı:

– Zeynep, Zeynebim nerede? Onun da şimdiye kadar gelmiş olması lazımdı.

Polis elini başına vurdu:

– Haa. Az kalsın unutuyordum. Zeynep Ömer’in küçük kardeşi olmalı.

– Evet, evet. Onun bir şeyi var mı memur bey.

– Yok canım. O gayet iyi. Kaza sırasında beraberlermiş. Ben onu buraya getirmek istedim ama hastanede ağbisinin yanında kalmak için ısrar etti. Çok şirin bir çocuk maaşallah.

* * *

Anne, babaya telefon etmeye lüzum duymadı. Çünkü şu anda yolda olmalıydı. Gerçekten de çok geçmeden baba eve ulaştı.

* * *

Hastanenin bekleme salonu ailenin tanıdıkları ile dolmuştu. Aileyi teselli etmeye çalışıyorlar bu arada hastanın durumu hakkında son bilgileri sabırsızlıkla bekliyorlardı. Kazanın nasıl gerçekleştiğini çoktan Zeynep’ten öğrenmişlerdi. Zeynep’in anlattığına göre ağbi-kardeş okuldan yürüyerek dönüyorlarmış. Bu arada Ömer kardeşine, bugün kimya dersinde yaptıkları deneyi heyecanla anlatmakta imiş. Bu işe kendisini o kadar kaptırmış ki yolun karşısına geçerken kendilerine yaklaşan arabayı farketmemiş bile. Bereket şoför çok tecrübeli imiş ve son saniyede yaptığı hamle ile olay ucuz atlatılmış. Yoksa –Allah korusun– her ikisi de ölebilirlermiş. Zeynep’i merakla dinleyen kalabalık zaman zaman söze karışıyorlar:

– Allah korumuş. Rabbim muhafaza etmiş..

diyorlardı. Bir tanesi:

– Her şey Allah’tan. Bu bir imtihan, Allah’ın takdiri..

dedi. Bir diğeri sesini yükselterek:

– Evet, her şey Allah’ın takdiri ile olur. Biz müslümanlar buna inanırız. Ancak çocuklarımızı sokaklarda dikkatli olmaları konusunda da eğitmeliyiz. Onları devamlı uyarmalıyız ki tedbirli davranmak âdetleri olsun.

Anne bu olay karşısında kimseye hissettirmemeye çalışarak sessiz sessiz ağlıyordu. O da her anne gibiydi. Zaten anneler hayat boyu hep böyle evlatları için ağlamazlar mı? Hem onların başarılarından dolayı hem de incinmeleri karşısında ağlayan hep annelerdir. Ömer’in annesi de üzüntüden neredeyse kendini kaybetmiş, elindeki beyaz mendili gözyaşları ile ıslanmıştı.

Baba biraz daha kendine hakim idi. Bir yandan oğlunu düşünürken, diğer yandan eşini teselli etmeye çalışıyordu. Aklına gelen duaları da mırıldanıyordu.

Ömer üç saattir ameliyathanedeydi. Bu süre sabırsızlıkla bekleyen aile için ne kadar da zor geçiyordu. Biraz sonra ameliyathanenin kapısı açıldı. Doktor Bey hafif bir tebessüm ile aileye doğru yaklaştı. Bekleyenlerin gönüllerine su serpen şeyler söyledi. Ameliyat çok başarılı geçmişti, endişelenecek bir şey yoktu. Ama hastanın dinlenmesi gerektiğini söyledi. İlaçların tesiri geçince hasta kendisini daha iyi hissedecekti. Doktor hastayı ziyaret için kimseye izin vermedi.

Anne, oğlunu görebilmek için doktora çok ısrar etmişti. Doktor söylediklerine riayet etmesi şartıyla buna müsaade etti. İzin sadece anne için idi.

Ömer ilaçların tesiri ile gözlerini zorlukla açmıştı. Elini sargı bezleri ile sarılmış olan başına götürmeye çalıştı ise de bunu başaramadı. Vücudunun her tarafının ağrıdığını hissetti. Hayati tehlikesi olmamakla beraber Ömer’in kolunda ve bacağında kırıklar vardı. Acıyla inledi. Annesi hemen yetişti ve oğlunun elini tutarak ona destek olmaya çalıştı. Hemşireler de yardıma koştular.

Ömer biraz kendini toparlayınca babası da odaya geldi ve başucundaki sandalyeye oturdu. Babası kendisine biraz da mahcup bir edayla bakan Ömer’in yanağını şefkatle okşadı:

– Sevgili oğlum! Bu tür olaylar her insanın başına gelebilir. Özellikle inançlı insanlar buna benzer olaylara hazırlıklı olmalılar. Sevgili Peygamberimiz: “Başa gelen kötü hadiseler karşısında sabırlı olmak felaketin yakıcı ateşini hafifletir.” buyurmuşlardır.

Yine bir seferinde yakın arkadaşları, Şefkatli Peygamberimiz’e: “Felaket ve acı hadiseler en çok kimlerin başına gelir” diye sormuşlardı. O da: “Belalar en çok Allah’ın Peygamberlerinin başına gelir. Onlardan sonra da derecesine göre Allah’ın sevdiği büyük insanların başına gelir.” diye cevap vermişti.

Oğlum, sen Eyyüb Peygamber’in başına gelenleri bilirsin. Nasıl bir çok hastalıklar çekmiş hatta hastalıktan dolayı çok acı çekmişti. Ama O bundan hiç şikayet etmemiş, her şeye sabretmişti. Sabredenlerin mükafatı da o ölçüde büyük olmaktadır. Kur’an-ı Kerim Eyyüb Peygamber’den şöyle söz ediyor: “Eyyüb sıkıntılar içinde iken ‘Ya Rabbi bana zarar dokundu, Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin!’ dediğinde biz O’nu sıkıntıdan kurtardık.”

İşte, benim biricik oğlum, sen de karşılaştığın bu sıkıntılara karşı sabırla karşılık vermelisin.

Bu sözleri söyledikten sonra baba biraz durakladı. Ömer:

– Lütfen babacığım devam et. Bu sözler beni çok rahatlatıyor!

Babası gülümsedi:

– Allah seni kamil imanla mükafatlandırsın, benim güzel oğlum.

Peygamber Efendimiz döneminde yaşayan yaşlı bir kadın vardı. Peygamberimiz kendisini iyi tanıyordu. Bir müddet bu yaşlı kadını göremeyince onu tanıyanlara sordu. Hasta olduğunu ve uzun bir zamandan beri yataktan kalkamadığını söylediler.

Sevgili Peygamberimiz, bir kaç arkadaşını da yanına alarak bu yaşlı kadını ziyarete gitti. Zaten O, hasta ziyaretlerine çok önem verir ve etrafındakilere bunu ihmal etmemelerini tavsiye ederdi.

Yaşlı kadının evine vardıklarında, onun ateşler içinde yatmakta olduğunu gördüler. Hastalığın şiddetinde dolayı inliyordu, hatta sesi kapının dışından bile duyuluyordu.

Peygamberimiz, yakınına bir yere oturdu, ona acil şifalar için dua etti. Sonra:

“Sabret! Halinden dolayı şikayet etme! Çünkü inanan bir kimse hasta olduğunda bu hastalık sebebi ile Yüce Allah o kulunun hatalarını bağışlar. Nasıl demir ve gümüş ateşte bekletildiklerinde içlerindeki yabancı maddeler dökülür, aynen inanan kimse de böyledir. Hastalıkları ile günahları bağışlanır.” buyurdu.

Yaşlı kadın acılarına rağmen anlatılanları can kulağı ile dinliyordu, hastalığının verdiği sıkıntılara sabretmek kararındaydı. Allah’ın Peygamberi de ona dua ederek yanından ayrıldı. Kısa bir süre sonra kadın eski sağlığına kavuştu.

Ömer babasının anlattıklarından çok şey öğrenmişti.

– Baba! Eve döndüğümüzde anlattıklarına devam etmeni istiyorum. dedi.

Evet. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi vesellem) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kim sabretmede kararlı davranırsa Allah sabırlı olmasında ona yardımcı olur. Kendisine sabır bahşedilen kimseye çok büyük bir hayır verilmiş demektir.”

Başka bir Hadis de şöyledir:

“Sabır ışıktır.”