Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Bir Samimi Söz

Arkadaşınız Talip Rıza :) | . | TOMURCUK

Zeynep o gün çok sevinçliydi. Annesi, babası ve ağbisi ile beraber oturuyorlardı.

– İzin verirseniz bugün ben size bir şey anlatayım.

Annesi:

– Aman aman! Kızımız bir şey anlatacak. Elbette kızım seni seve seve dinleriz.

Babası:

– Ooo! Çok güzel, çok güzel! Güzel kızımız iyi bir konuşmacı olmayı istiyor herhalde. Hadi bakalım seni dinliyoruz.

Zeynep anlatmaya başladı:

– Bugün Din dersi öğretmenimizin anlattığı şeyler bizi öylesine etkiledi ki, hepimiz adeta onun anlattığı olayı seyrediyor, hayır hayır, yaşıyor gibi olduk. Ben neredeyse sınıfta ve arkadaşlarımın arasında olduğumu unutuverdim.

Babası söze girerek:

– Zeynepciğim konuşmana usta bir konuşmacı gibi başladın. Çok ilgi çekici bir giriş yaptın ve hepimizi meraklandırdın. Peki söyle bakalım daha sonra ne oldu.

Zeynep devam ediyordu:

– Çok etkilenmiştik. O kadar ki dersin sonunda Allah’a olan imanımızdan doyasıya sevinç ve mutluluk duyduğumuzu hissettik. Hayatımız boyunca ne ile karşılaşırsak karşılaşalım, Allah’a inancımız ve sevgimizden hiç vazgeçmemeye kendi kendimize karar vermiştik. Allah’ın koruması ve himayesinin bizim için hem bu dünyada hem de ahiret hayatımızda ne kadar önemli olduğunu anladık. Zaten Sevgili Peygamberimiz de bize Allah’ın himayesinin, en güvenli sığınağımız olduğunu bildiriyor değil mi babacığım?

– Zeynep’in söyledikleri ağbisi Ömer’i iyice heyecanlandırmıştı:

– Zeynep bizi ne kadar da meraklandırdın. Şu olayı hala anlatmayacak mısın?

Zeynep derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı:

– Peygamber Efendimiz zamanında müslümanlığı henüz kabul etmemiş bir kabile vardı. Bunlar müslümanlara karşı düşmanlık yapıyorlardı. O günlerde düşmanlıkları hepten artmış Peygamberimizin yaşadığı şehre yani Medine’ye saldırmayı planlıyorlardı. Kabilenin reisi insanları devamlı savaşa kışkırtıyor, onları galeyana getirecek konuşmalar yapıyor, şairler de kin ve düşmanlıkları körükleyen şiirler okuyorlardı. Eğer Medine’yi elde ederlerse, o bölgenin tamamına hakim olacaklarına inanıyorlardı.

O dönemde hemen her kabilede Peygamberimiz’i seven insanlar vardı. Bu insanlar kabilelerin durumları hakkında Medine’yi haberdar ederlerdi. İşte bu kabile ile alakalı son durum ve savaş hazırlıkları da Allah Rasülü’nün kulağına gelmişti.

Peygamberimiz, hem büyük bir öğretmen hem de büyük bir kumandan idi. Savaşta erken davranmanın ve akıllıca hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyordu. Hemen bir ordu hazırladı ve hiç vakit geçirmeden yola çıktı.

Peygamber Efendimiz çok dikkatli davranıyordu. Ordu geceleri yol alıyor, gündüzleri gizleniyordu. Bir savaş için çok iyi hazırlanmıştı. Bu dikkatli ve planlı ordu hedefine ulaştığında gece vaktiydi. Ani bir saldırıyla düşman ne yapacağını şaşırmıştı. Her şeylerini bırakıp dağa kaçmaktan başka bir çare bulamadılak. Mallarını, atlarını, koyunlarını yani her şeylerini arkalarında bırakarak büyük bir şaşkınlıkla dağlara kaçıyorlardı. Müslüman ordusu hiç kan akıtmadan bir zafere ulaşmıştı.

Güneş, ilk ışıkları ile etrafa aydınlık yaymaya başladığında, her şey daha belirgin görünmeye başladı. Dağa kaçan kabilenin savaşçılarından bazıları müslümanlar üzerine uzaktan ok atıyor, ama korkularından vadiye inemiyorlardı. Müslüman ordusu Peygamberimizin komutanlığında, düşmanı bulundukları yerlerden indirmek için harekete geçtiler.

Yarım gün böylece geçti. Bu geçen zaman içinde neticeyi değiştirecek bir şey olmamıştı.

Öğle vakti yaklaştığında yakıcı güneş çöle dayanılmaz bir sıcaklık indiriyordu. Sanki güneşten ateş okları yağıyor gibiydi. Bu sıcakta ortalıkta dolaşmak mümkün değildi, her iki taraf da bu saatte savaşmayı göze alamazdı, daha serin yerlere çekilmek en akıllıca şeydi.

Allah Rasülü de öyle yaptı. Kendisi de biraz istirahat edebilmek için bir gölgeye çekildi. Zırhını ve kılıcını çıkarmış bir ağacın dalına asmıştı.

Düşman kabile reisi ise durumlarının çok iyi olmadığını biliyor, yerinde duramıyordu. Belki bir umut vardı. Hazreti Peygamber’i öldürürse, müslüman ordusunu yenebileceğini düşünüyordu. Bu düşünce ile bir kayanın gölgesinde yardımcıları ile oturuyor yeni plânlar yapıyordu. Bir adamı şöyle bir fikir ortaya attı:

– Elimize belki de bir daha yakalayamayacağımız bir fırsat geçti.. Ben, Muhammed’i arkadaşlarından ayrı bir yerde zırhını ve kılıcını çıkarmış istirahat ederken gördüm. Hemen şu tepenin arkasında bir ağacın altında.

Liderlerinin gözü parladı. Eğer Onu öldürmeyi başarırsa hem büyük bir kahraman olacaktı, hem de o çevrenin en büyük kumandanı olarak tanınacaktı.

Ayağa kalktı. Gitmek ve vazgeçmek arasında biraz tereddüt geçirdi. “MUHAMMED” ismi kulaklarında çınlıyordu, işin hakikati bu işten korkuyordu. Bu korku damarlarındaki kan gibi vücudunun her tarafında dalaşıyordu. Etrafındaki insanlar da bunu fark etmiş olacaklar ki, onu alaya almaya başlamışlardı, bir yandan da onu bu iş için cesaretlendiriyorlardı. Ama hiçbirisi de onun yaşadığı korkuyu anlayamıyordu. Ama ne olursa olsun o bu işten kaçamazdı.

Kayalar arasından saklanarak aşağıya doğru inmeye başladı. Peygamberimiz’in gölgelenmekte olduğu ağacın altına çok yaklaşmıştı. Göz açıp kapayıncaya kadar kılıcını sıyırmış, Allah Rasülü’nün başı ucuna dikilmişti:

– Ey Muhammed! Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak? Diye haykırdı.

Allah Rasülü gözlerini açtığında adamın elinde kılıç başında dikildiğini gördü. En küçük bir korku ve telaş göstermiyordu. Hiç tereddüt etmeden:

– Allah! dedi.

Allah Rasülü’nün ağzından bu kelime çıkar çıkmaz, adamın yüzü sapsarı olmuş, şiddetle titremeye başlamıştı. Kalbi göğsünden çıkacakmış gibi atıyordu. Gözleri kararıyordu. Önce elinden kılıcı düştü sonra sırt üstü yuvarlandı.

Peygamber Efendimiz ayağa kalktı. Kılıcı eline aldı yere yuvarlanan adamın başında durdu:

– Şimdi sen söyle, seni benden kim koruyacak?

Adam,ne diyeceğini şaşırmıştı, ne yapacağını bilemiyordu:

– Hiç kimse! Hiç kimse! dedi. Sonra sesini yumuşatarak:

– Beni bağışla Ey Muhammed. dedi.

Allah’ın Elçisi, onu bağışladı ve serbest bıraktı.

Adam hayatta kaldığına inanamıyordu. Kendi vücuduna hayret ve şaşkınlıkla bakıyor hala bu durumdan nasıl kurtulduğunun sebebini anayamıyordu.

Hemen oradan uzaklaştı. Arkadaşlarının yanına dönüp olanları anlatınca onlar da şaşırıp kalmışlardı. Sanki dilleri tutulmuşcasına ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Kabile reisi bu olaydan sonra bazı kararlara varmış gibiydi. Söylediklerinden bu anlaşılıyordu:

– Ey dostlarım ve arkadaşlarım. Hazreti Muhammed’in insanların en merhametlisi olduğunu gördüm. Ben O’nun Allah’ın Son Peygamberi olduğuna iman ettim, müslüman oldum. Sizin de bundan sonra O’na direnmemenizi tavsiye ederim. Siz de O’ na iman edin kurtulun. dedi.

Reislerini bu itirafları üzerine orada bulunanlar da fazla bir direnme göstermediler. Reislerinin dediğini kabul edip hepsi de İslam’a teslim oldular. Hazreti Peygamber’e haberci göndererek müslümanlığı kabul ettiklerini bildirdiler. Allah Rasülü buna çok sevinmişti, hemen onlardan alınan mal ve hayvanların kendilerine geri verilmesini emretti.

Zeynep’in babası:

– Kızım sözlerini başladığın güzellikte bitirmeni istiyorum. dedi.

Zeynep başını “tabii ki” manasında sallayarak devam etti:

– “Allah” kelimesinin insan ruhunda çok derin tesirleri vardır. Bu, hem bu kelimeyi söyleyen hem de işiten için aynıdır. Özellikle kalbi Allah inancı ile dopdolu olan insanlar bu tesiri çok iyi hissederler. Çünkü inanan insanlar bütün varlıkların bu kelime ile irtibatlı olduğunun farkındadırlar. Her türlü sıkıntı ve zorluklar karşısında tek sığınılacak yerin Allah’ın himayesi olduğunu çok iyi bilirler. Bu iman ile yeryüzündeki bütün insanlardan daha güçlüdürler. Onun için Bediüzzaman Hazretleri demiştir ki: “Allah’a inanan insan bütün kainata meydan okuyabilir”.

Zeynep sözlerini bitirince bütün aile fertleri konuşmasını bu derece güzel bitirdiği için onu tebrik etmişlerdi. Babası:

– Sana çok teşekkür ederim. İnsanın bildiği konuda bile olsa başka birisinden bir şeyler dinlemesinin ayrı bir tadı oluyor. Sen de bize bu zevki yaşatmış oldun güzel kızım.