Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Aldatan Bizden Değildir

Arkadaşınız Talip Rıza :) | . | TOMURCUK

Ömer’in babası sabah evden çıkarken şöyle seslendi:

– Eve dönerken almamı istediğiniz bir şey var mı?
Yaz mevsimi idi. Meyvelerin en güzel ve en lezzetli olduğu bir zamandı; hepsi de olgunlaşmış, tam yenecek hale gelmişlerdi.

Zeynep:

– Babacığım, dün eve gelirken köşedeki manavda çok güzel incirler gördük. Öyle değil mi ağbi? Sen ne dersin?
Ömer’in nerede ise ağzının suyu akıyordu:

– Meyveler içinde en çok sevdiğim incirdir Zeynep. Sen de bunu iyi biliyorsun değil mi?
Mutfağa doğru yürüyen anneleri de bu fikri beğenmiş çocuklarının söylediklerine tebessüm ediyordu. Baba:

– Tamam çocuklar dediğiniz olsun.
diyerek işine gitmek üzere evden ayrıldı. Akşam üzeri eve dönüşte çocukların dediği manava uğradı. Dükkan sahibi gösterişli ve göz alıcı incirlerin dizili olduğu bir kasayı, dükkanın en iyi incirleri olduğuna yemin ederek müşterisine uzattı. İncirler iyi olduğu için oldukça da pahalıydı.
Baba, çocuklarının nasıl sevineceklerini düşünerek incir kasasını aldı. Eve vardığında kasayı hanımına verdi. İncirlerin hemen iyice yıkadıktan sonra sıcaktan etkilenmemeleri için buzdolabına konulmaları gerekiyordu.
Baba elbiselerini değiştirip ev kıyafetlerini giymek üzere odasına çıkmıştı. Mutfaktan eşinin sinirli bir şekilde söylendiğini duydu. Hemen mutfağa koştu. Bu sese Ömer ve Zeynep de koşmuşlardı. Anne:

– Bey! İncir kasasının alt kısmını görüyor musun?
Hakikaten, incirlerin ikinci sırasından itibaren bir çoğu kurtlanmış, çürümüş, ezilmiş ve üsttekilere göre daha küçüktü. Hatta bir çoğu daha olgunlaşmadan kasanın alt kısmına doldurulmuştu. Anne bu manzarayı görünce şaşkınlığına hakim olamamış ve bağırmıştı. Eşine:

– Bunu manava götürüp değiştirmesini isteyecek misin?
dedi. Ömer hemen atılarak:

– Ben götürür değiştiririm!

dediyse de babası:

– Hayır! Buna gerek yok! Böyle bir davranış bize yakışmaz.

Sonra bir müddet sustu. Belli ki, biraz üzülmüştü. Üzüldüğü şey meyvelerin çürük olması, ezilmiş olması değildi. İnsanların işlerinde dürüstçe olmayan şeyler yapmalarıydı. Kızarak şöyle söylendi:

– Allah Rasülü asırlarca önce insanlara böyle kötü işlerden uzak durmalarını öğütlemişti. Bu insanlar kendilerine yapılan öğütleri ne çabuk unutuveriyorlar. Hani dürüstlük, doğruluk, samimiyet, işine hile karıştırmamak nerede kaldı?

Zeynep babasının üzüntüsünü anlıyordu:

– Baba, böyle bir işte birçok insan beraber hareket etmiş oluyorlar. Kasaları dolduran bahçe sahibi, meyveleri şehre getiren, bunları kontrol eden kimseler ve son olarak bunların sağlam olduğuna yemin eden manav efendi bu işe ortak olmuş olmuyorlar mı? Birkaç gün önce Sevgili Peygamberimiz’in bir hadisini okumuştum: “Bizi aldatan bizden değildir.” buyuruyorlardı. Bu uyarıyı bilen ve duyan insanlar yaptıkları işin neticesinden hiç korkmuyorlar mı?

Kızının bu akıllıca sözlerini beğenen baba kızına sevgiyle baktı:

– Ağzına sağlık kızım! Gelin size buna çok benzeyen bir olayı anlatayım. Böylece gereksiz konuşarak günaha girmemiş oluruz.
Allah Rasülü, bildiğiniz gibi arkadaşlarına, dostlarına daha geniş bir ifade ile kendisine inananlara son derece düşkün idi. Onların hem dünya hem de ahiret hayatlarına ait işlerinde dürüstlükten ayrılmamalarını isterdi. Bir gün Medine Çarşısında geziyordu. O, zaman zaman böyle gezintiye çıkar dostlarını ziyaret edip gönüllerini alırdı. Bunun yanısıra çarşı ve pazarın ne durumda olduğunu kontrol eder, insanların şikayetleri varsa onları dinlerdi. İşte yine bu maksatlarla çarşıya çıkmıştı. Buğday, arpa, mısır satıcılarının bulunduğu sokağa girdi. Çarşıda yürürken önünde bir arpa yığını olan bir satıcının malları dikkatini çekmişti. Sapsarı arpa yığını güneşte âdeta bir altın küme’si gibi parlıyordu. Peygamber Efendimiz biraz dikkat ettikten sonra, arpa yığınının altındaki bez parçasının ıslanmış olduğunu gördü. Mübarek ellerini yığının içine daldırdı ve bir avuç arpa çıkardı. Avucunda tuttuğu arpaların ıslanmış ve çürümeye yüz tutmuş olduğunu gördü. Buna çok celallendi. Çünkü bu arpalar kullanılamaz halde idi.
Dükkan sahibine seslendi:

– Bu malının hali nedir böyle?

Satıcı:

– Afedersin, Ey Allah’ın Rasülü! Gün boyu yağan sağanak yağmurdan dolayı bütün malım ıslandı. Benim bir kabahatim yok
dedi. Allah Rasülü, satıcıya yaptığı şeyin insanları aldatmak olduğunu, bunun asla doğru olamayacağını söyledi. Sonra da “Bizi aldatan bizden değildir!” buyurdular.

Baba, kızının biraz önce bahsettiği hadisin işte tam bu olayla ilgili olduğunu hatırlattı. Kızını yanına çağırarak onun bu ince dikkatinden dolayı alnından öptü:

– Sizin gibi akıllı ve düşünceli çocuklar verdiği için Allah’a ne kadar şükretsem azdır. Allah sizi bir ömür boyu sevinç içinde yaşatsın.”
diye de dua etti. Zeynep bunu fırsat bilerek babasına bir soru daha sordu:

– Baba inanan insanlar yalnız kendi çevrelerindekiler için değil, tüm insanlar için doğru ve dürüst olmalılar değil mi?

– Elbette kızım. Aldatmak, insanları yanıltmak dinimizin kesinlikle yasakladığı kötü bir davranış tarzıdır. İnanan bir insan bütün insanların güvenini kazanabilecek kadar dosdoğru olmak zorundadır. Ayrıca doğruluk ve dürüstlük sadece ticari işlere ait bir durum değildir; daha geniş bir sahayı ilgilendirmektedir. Mesela bir memur insanların işlerini vaktinde yapmadığı zaman, onların haklarına riayet etmemiş, dürüst davranmamış olur. Aynı şekilde bir mimar insanların evlerini yaparken doğruluktan ayrıldığında insanların hayatlarını tehlikeye atmış olur. Bir doktor insanların hastalıklarını teşhis ederken insanları yanlış bilgilendirirse görevini tam manası ile yapmamış sayılır. Bu örnekleri siz zihninizde daha da artırabilirsiniz.
Baba ve çocukları konuşurlarken, anne de odaya girmişti. Kızına ve oğluna:

– Herhalde bu günlük bu kadar yeter. Hâlâ acıkmadınız mı? Acele etmezseniz yemek buz gibi olacak.
dedi. Ömer babasına dönerek:

– Baba anlattığın şeyler ne kadar da güzeldi. Annem gelinceye kadar açlığımızın bile farkına varmadık. Ama şimdi açlıktan ölmek üzere olduğumu anladım.
dedi. Ömer’ın babası çok düşünceli bir insandı. Biraz önce satıcıya olan kızgınlığının çocuklarının kafasında yanlış bir düşünce uyarmasını istemiyordu:

– Ancak çocuklar, bu tür insanlara sadece kızmaktansa onlara dua etmeli, doğruyu bulmalarını istemelidir. Haydi!Annenizi daha fazla kızdırmadan sofranın başına gidelim.