İçeriğe geç

Evet, Hazreti Muhammed ve Musa’nın (aleyhimessalâtü vesselam) ümmetlerinin geçirdiği bin senelik zaman hayalen karşı karşıya getirilip bakılsa, her baharda bütün ağaçları ve otların köklerini aynen dirilten, üç yüz bin bitki ve hayvan türünü, haşir ve neşrin numunelerini var eden bir kudretin, ölümden sonra dirilişin bin misalini ve bin delilini iki bin baharda gösterdiği görülecek. Bedenen yeniden dirilmeyi böyle bir kudretten uzak görmek, bin derece körlük ve akılsızlıktır.

Hem madem insanlığın en meşhurları olan yüz yirmi dört bin peygamber, ittifakla, ebedî saadeti ve ahirette bekâyı Cenâb-ı Hakk’ın binlerce vaadine ve beyanına dayanarak ilan ediyor, mucizeleriyle onların doğru olduğunu ispatlıyor. Aynı şekilde, sayısız veli zât, keşif ve zevk yoluyla aynı hakikate imza basıyor. Elbette o hakikat güneş gibi açıktır, şüphe eden divanedir…

Evet, bir fende, bir sanatta ihtisas sahibi bir iki zâtın o fen ve sanata dair hükümleri ve fikirleri, onda ihtisası olmayan bin adamın –başka fenlerde âlim ve ihtisas sahibi de olsalar– zıt fikirlerini geçersiz kılar. Bunun gibi, bir meselede, mesela ramazan hilâlini yevm-i şekte ispat etmek ve “Yeryüzünde süt konservelerine benzeyen hindistancevizinin bahçesi var” diye iddia etmekte iki ispat edici, bin inkârcıya üstün gelip davayı kazanır. Çünkü ispat eden yalnız bir hindistancevizini veyahut onun yerini gösterse davasını kolayca ispat eder. Onu inkâr eden, bulunmadığını söyleyen ancak bütün yeryüzünü arayıp taramakla, onun hiçbir yerde bulunmadığını göstermekle iddiasını ispatlayabilir. Aynı şekilde, cenneti ve ebedî saadeti haber veren, onun yalnız bir izini, sinemadaki gibi keşfen bir gölgesini, bir sızıntısını göstermekle davasını kazandığı halde, onu inkâr eden ancak bütün kâinatı, ezelden ebede kadar bütün zamanları görmek ve göstermekle inkârını ve onun var olmadığını ispat edebilir, davayı kazanabilir. Bu mühim sırdandır ki, hakikati delilleriyle bilen zâtlar ittifakla, “Hususi bir yere değil, imana dair hakikatler gibi bütün kâinata bakan inkârlar (zâtında imkânsızlık olmamak şartıyla) ispat edilemez.” hükmünü temel bir düstur kabul etmişler.

42