لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ الْأَحَدُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنٰى، وَلَهُ الصِّفَاتُ الْعُلْيَا، وَلَهُ الْمَثَلُ الْأَعْلَى، الَّذِي دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِه۪ فِي وَحْدَتِه۪: اَلذَّاتُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ بِإِجْمَاعِ جَمِيعِ صِفَاتِهِ الْقُدْسِيَّةِ الْمُحِيطَةِ، وَجَمِيعِ أَسْمَائِهِ الْحُسْنٰى الْمُتَجَلِّيَةِ، وَبِاتِّفَاقِ جَمِيعِ شُؤُونَاتِه۪ وَأَفْعَالِهِ الْمُتَصَرِّفَةِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ حَقِيقَةِ تَبَارُزِ الْأُلُوهِيَّةِ فِي تَظَاهُرِ الرُّبُوبِيَّةِ، فِي دَوَامِ الْفَعَّالِيَّةِ الْمُسْتَوْلِيَةِ، بِفِعْلِ الْإِيجَادِ وَالْخَلْقِ وَالصُّنْعِ وَالْإِبْدَاعِ بِإِرَادَةٍ وَقُدْرَةٍ، وَبِفِعْلِ التَّقْدِيرِ وَالتَّصْوِيرِ وَالتَّدْبِيرِ وَالتَّدْوِيرِ بِاخْتِيَارٍ وَحِكْمِةٍ، وَبِفِعْلِ التَّصْرِيفِ وَالتَّنْظِيمِ وَالْمُحَافَظَةِ وَالْإِدَارَةِ وَالْإِعَاشَةِ بِقَصْدٍ وَرَحْمَةٍ، وَبِكَمَالِ الْاِنْتِظَامِ وَالْمُوَازَنَةِ، وَبِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ أَسْرَارِ:
﴿شَهِدَ اللّٰهُ أَنَّهُ لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَأُۨولُو الْعِلْمِ قٓائِمًا بِالْقِسْطِۚ
لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ﴾
denilmiştir…
• • •
Bu “Âyetü’l-Kübrâ”nın otuz üç mertebeden oluşan tamamı, harikulâde mukaddimesi ile birlikte ayrıca, tek başına neşredilmiş, buraya kısmen alınmıştır.
Dipnotlar
- Allah’tan başka ilah yoktur. O öyle bir Vâcibü’l-Vücûd ve Vahid-i Ehad’dır ki, bütün güzel isimler, bütün yüce sıfatlar, en yüce vasıflar O’na aittir. İrade ve kudretle var etme, yaratma, sanatlı ve benzersiz bir şekilde vücuda getirme fiillerini; irade ve hikmetle takdir, tasvir, idare etme ve çekip çevirme fiillerini; kast ve rahmetle, kusursuz bir intizam ve denge ile tasrif, tanzim, muhafaza, idare ve besleme fiillerini içeren kuşatıcı faaliyetin devamı içinde görünen rubûbiyet tezahürünün ve onun içinde ulûhiyetin gözükmesi hakikatinin muazzam şahitliğiyle; “Allah’tan başka ilah bulunmadığına şahit bizzat Allah’tır. Bütün melekler, hak ve adaletten ayrılmayan ilim adamları da bu gerçeğe, Aziz ve Hakîm (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi) Allah’tan başka ilah olmadığına şahittirler.” mealindeki ayet-i kerimenin sırlarındaki hakikatin muazzam kuşatıcılığının şahitliğiyle; bütün kutsî ve kuşatıcı sıfatlarının ve kâinatta tecelli eden bütün güzel isimlerinin icmaı ve kâinatta tasarruf eden bütün icraat ve fiillerinin ittifakı, O’nun varlığının vahdet (birlik) içindeki vücûbuna delildir.
- Âl-i İmran sûresi, 3/18.