İçeriğe geç

O zalim düşmanına hiddetlenmez; aksine acır, şefkat gösterir, “Keşke kurtulsa!” diyerek onun ıslahına çalışır.

İkincisi: وَيُؤْمِنْ بِاللّٰهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى Bu iki kutsî cümlede kuvvetli bir manevî münasebet bulunmakla beraber cifir ve ebced hesabıyla birincisi, Risaletü’n-Nur’un ismine; ikincisi onun ortaya çıkacağına, tamamlanacağına ve parlak fütuhatına mânen tam tamına uyar. Bu, Risaletü’n-Nur’un şu asırda ve tarihte bir “urvetü’l-vüskâ” yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve “Allah’ın ipi” olduğuna bir emaredir. Ayet, “Ona tutunan, yapışan kurtulur.” diye işarî mânâsı ile haber verir.

Üçüncüsü: اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا cümlesinin hem mânâ hem cifir hesabı ile Risaletü’n-Nur’a bir işareti var. Şöyle ki...

Bu makamda perde indi. Yazmaya izin verilmedi. Başka zamana ertelendi.Haşiye:

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

Haşiye: Bu nüktenin geri kalan kısmının şimdilik yazdırılmamasının sebebi, dünyaya ve siyasete bir derece temasıdır. Biz de bakmaktan

men edildik. Evet, إِنَّ الْإِنْسَانَ لَيَطْغٰى bu tağuta bakar ve baktırır.

Said Nursî

107