Sihirli Sözcük

Arkadaşınız Talip Rıza :) | . | TOMURCUK

Güzel bir karne tatilinin ardından, büyük bir hızla derslere başladık. Tabii ki her hızlı günün sonunda bir sürü öğrenci evlerine enerjisi bitmiş, uyku saati öne alınmış, yatağına uzanmak için can atarak dönüyor. Babam bazen eve geldiğinde “Sanki üzerimden kamyon geçti, çok yorgunum hanım.” derdi. Şimdi onu daha iyi anlıyorum.

O akşam sanki benim de üzerimden kamyon geçmiş gibiydi. Fakat ne kadar yorgun olursam olayım okul dönüşünde akşam yemeği için babamı beklerken muhakkak televizyonun karşısına geçer, Yeşil Oba’yı seyrederim. O gün de televizyonu seyrederek oyalanırken, anneciğimin o güzel elleriyle yaptığı enfes yemeklerin bir o kadar da güzel kokusunu aldıkça sabırsızlanıyordum. Sonunda babam geldi, ellerimizi yıkayıp sofraya oturur oturmaz ben yemeğimi yemeye başladım ve;

“Ellerine sağlık anneciğim, yemekler çok güzel olmuş!” dedim. Annem;

“Afiyet olsun yavrum, ama bir şey unutmadın mı?” dedi. Okuldan gelince üstümü değiştirdim, babam gelince ona “Hoşgeldin babacığım!” dedim, ellerimi yıkadım, şimdi de masada oturdum, kaşık sağ elimde, anneme de yemekler için teşekkür ettim.. ee neyi unuttum ki diye düşündüm ve “Hayır anneciğim.” deyip yemeğe devam ettim. Benden başka kimse yemek yemiyordu. Sanki herkes bana bakıyormuş gibi hissettim, ama çok acıkmıştım, pek umursamıyordum. Yemekten sonra hemen ödevlerimi yapıp yatmak istiyordum. Uykum çoktan gelmeye başlamıştı bile. Ben bunları planlarken annem babama bir soru sordu;

“Bey, insan yemeği yerken çok yorulur mu?” Babam da;

“Eee.. hanım kolay iş mi? Tabii ki çok yorulur. Yemeği ağzına götüreceksin, ağzındaki lokmayı çiğnemek için tükrük salgılayıp dilini bir o yana bir bu yana döndüreceksin. Sonra yemek akciğerine düşmesin diye boğazındaki yutakla nefes borusunun girişini kapatıp yemek borusunun yolunu açık bırakacaksın. Daracık boruya yemek gelince kaydırak değil ki hemen midene düşsün, hemen boruyu içerde bir öyle bir böyle hareket ettireceksin. Bu sefer işin daha zor, midende bıçak yok, alet edevat yok, hemen bazı sıvıları salgılaman gerek. Eritebildiğini onunla eritip, karaciğere, damarlara, bağırsağa göndereceksin. Bununla da bitmiyor…” derken annem dayanamadı;

“Ne yani? Bu işlerin hepsini herkes kendisi mi yapıyor ki yorulsun? Gördün mü oğlum? Ben bunların böyle olduğunu bile bilmiyordum. Nasıl yapabilirim ki?” Ben de;

“Bunları biz nasıl yapalım? Siz bana öğretmediniz mi her şeyi Allah yaratıyor, O izin vermese hiçbir şey yapamazdık diye?” deyince annem bana ilk sorusunu hatırlattı;

“İşte bu yüzden ‘bir şey unutmadın mı?’ demiştim! Yemeğine başladığında bana ‘Ellerine sağlık anneciğim!’ dediğinde çok sevindim. Fakat bildiğin gibi, yapmak istediğimiz her işte bize yardım eden bir Yaradan’ımız var. Her ne kadar bu yemekleri ben yapmışım gibi görünsem de sana o nimetleri asıl yedireni unutmaman gerek. Senin gibi akıllı, duyarlı ve vefalı bir çocuğa da bu yakışır, öyle değil mi?” En sonunda anladım galiba ve;

“Besmele çekmeyi mi unuttum? Bunun için mi bana sofraya oturduğumuzda sormuştun?” dedim. Annem de babam da tebessüm ederek ‘evet’ der gibi kafalarını salladılar. “Bana besmele çekmeyi çok küçükken öğretmiştiniz. Sadece yemek yiyoruz, ama bu namaz gibi bir ibadet değil! Besmeleyi unutsam ne olur ki?” Babam cevap verdi;

“Yemekler soğuyacak, oğlum. Haydi şimdi besmele çekip yemeklerimizi yiyelim, çay içerken kaldığımız yerden devam eder, soruna da cevap veririz olur mu?” Verecekleri cevabı merak ediyordum. Bu kadar büyütülecek ne vardı anlamıyordum.

Akşamları evde özel bir çay saatimiz var, o saatte evde televizyon açılmaz, herkes gün boyu yaptıklarını anlatır, aklımıza takılan bir şey varsa onları ailece konuşuruz. Çay içmeyi sevmesem de o saatte çayın tadı bile güzelleşir sanki. Yemeklerimizi yedikten sonra annem çayları dağıtırken gözümü babamdan ayırmıyor, ne zaman konuşmaya başlayacağını merak ediyordum. Tam konuyu hatırlatacakken babam benden önce davranıp söze başladı;

“Oğlum, sen bayramda bana bir hediye vermek istesen, kendi ellerinle bir gömlek diksen ve üzerine çok güzel bir resim çizsen, ona güzel kokular sürsen, ütülesen, paketlesen üzerine de kendi sözlerinle bir not yazsan, sonra da bana ulaştırması için annene versen ve o da o armağanı bana getirse, benim ne yapmam lazım?” hemen cevap verdim;

“Bana ve anneme teşekkür etmen lazım!”

“Fakat ben seni hediyeyi hazırlarken görmedim, sadece annenin bana onu verdiğini biliyorum, sadece ona teşekkür etsem olmaz mı?”

“Hayır olmaz, çünkü hediyenin üzerine bir not yazmışım, oradan onu benim gönderdiğimi anlayabilirsin.”

“Haklısın oğlum. Başta bir kerecik sana teşekkür etsem ama gömleği her giydiğimde aklıma sadece annen gelse yine haksızlık yapmış olmaz mıyım?” Ben başımla babamı onaylayınca annem sözü devraldı;

“İşte dünyadaki bütün nimetler Allah’ın bize verdiği birer hediyedir. İnsanlar sadece onları taşıyıp bize ulaştırırlar. Ama nedense biz hediyeyi hazırlayıp göndereni unutur, sadece getirene teşekkür ederiz. Zaten büyük yanlışlar hep küçük ihmallerle başlar. Daha sonra büyük günahları bile küçümseriz Allah korusun!”

Babamın sözlerinden sonra, artık meseleyi daha iyi anlamıştım ama hâlâ bilmediklerim vardı;

“Besmele çekmek bu kadar önemli mi? Daha ‘bismillahirrahmanirrahim’ in manasını bile bilmiyorum.” Annem sıkıntımı anlamıştı;

“Haklısın oğlum, sana daha önce öğretmek istemiştik ama belki kavrayamazsın diye erteledik anlatmayı, fakat şimdi görüyorum ki, hata etmişiz. Zararın neresinden dönülürse kârdır, öyle değil mi? Bismillahirrahmanirrahim, ‘Dünyada bütün varlıkları merhametiyle rızıklandıran, ahirette de yalnız mü’minlere acıyıp merhamet eden Allah’ın adıyla başlarım.’ demektir. Bismillah her hayrın başıdır, sadece ibadetlerimizde ya da yemek yerken okumayız. Aslında en sıradan olanından en karmaşığına, en tehlikelisinden en selametlisine varana kadar her işimizin başında o sihirli sözcüğü söylediğimizde o hareketimiz ibadete dönüşür. Eve girerken, evden çıkarken, yemek yaparken, yerken, evi temizlerken, okula giderken, ders çalışırken, sınavdayken, oyun oynarken, yatarken, uyanırken.. aklına gelebilecek her zaman ve her yerde söyleriz. O, Kur’an’ın bir özeti gibidir. Her okuduğumuzda sevap kazanırız. Aciz ve zayıf bir insan olarak, Allah’ın gücü ve kudretine sığınırız. Başladığımız o işin nasıl sonuçlanacağını, bizim için hayırlı olup olmadığını, başımıza nelerin geleceğini bilemiyoruz ve her şeyi bilen, gören, her şeye gücü yeten Kudret-i Sonsuz’a gizli bir dua etmiş oluyoruz. Muhakkak kapısını çalanları boş çevirmeyen Allah, böylece, şeytanın aldatmacalarına karşı o işimiz bitene kadar bizi koruyor. Yoksa bu zayıf halimizle bunca işi kendimiz yapabilir miydik?” Annemin çayı soğumuştu. O çayını tazelerken babam konuyu biraz açtı;

“Sadece biz değil kainattaki her şey bismillah der. Dağ, taş, bitki, tohum, kuş, kuzu…”

İnanamadım; “Her şey bismillah diyorsa, neden biz duymuyoruz baba?”

“Söylenileni anlamak için her zaman duymak gerekmez, bazen görebilir veya kalbimizde hissedebilir, bazen de aklımızla o sonuca varabiliriz. Çevremize baktığımızda varlıkların boylarından büyük işleri başarmalarından anlıyoruz ki, kainattaki her şey ‘Bismillah’ diyerek Allah’ın yardımını alıyor. Minicik tohum, içinde kocaman bir ağacı taşıyor; otlar, iplik gibi incecik köküyle taşları deliyor; meyve ağaçları, çamurlu suyu içiyor bize şeker gibi tatlı meyveleri veriyor. Bunları aklı, gücü, kuvveti olmayan o minik tohum, nazik ot, kocaman ağaç planlayabilir ve yapabilir miydi? Aklı olan biz insanlar bile yediklerimizi öğütürken kendimiz kontrol edemiyoruz!”

Sormadan yapamadım; “Peki aklı olmayan o bitkiler bismillah demeyi nereden öğreniyorlar babacığım?”

“Her varlık kendi hal diliyle bunu söyler. Bilgisayar gibi programlanmışlardır ve bu programın dışına çıkamazlar. Biz insanlar ise her gün yeni şeyler öğrenip sürekli programlarımızı update ederek/güncelleyerek kulluğumuzun hakkını vermek için yaratılmışız, kendi kararımız ve isteğimizle doğru olan davranışları sergilersek sonunda da mükafat alacağız.”

“Fakat her işe başlarken Besmele çekmek çok zor geliyor bana, unutabilirim.” deyince, annem şefkatle başımı okşayarak;

“Bu beden Allah’ın, her şeyi Allah’ın yardımıyla yapıyoruz. Her saniye alıp verdiğimiz nefesin karşlığını vermeye kalkışsak bu hesabın altından kalkamayız. Hele ilk doğduğumuz andan şu zamana kadar ki borçlarımızı hesaplamaya kalksak asla baş edemeyiz. Öyleyse, Allah bize verdiği bu nimetlerin karşılığında ne istiyor?”

Annemin sorusuna karşılık başımı olumsuz şekilde sallayarak cevabı bilmediğimi işaret ettim. Annem kendisi cevap verdi;

“Her işimize başlarken besmele çekerek Allah’ı anmamızı, işimizi yaparken her nimetin Allah’tan olduğunu düşünmemizi, işimizin sonunda da ‘Elhamdülillah’ diyerek Allah’a hamdetmemizi istiyor. Çok kârlı bir alışveriş öyle değil mi?”

Bu sırada babam elinde bir kitapla geldi;

“Size besmelenin faziletiyle alâkalı bir hikaye okumak istiyorum. Konumuzu toparlama adına iyi olur inşallah.”

Saliha bir kadının, münafık ve cahil bir kocası vardı. Bu kadın “Bismillahirrahmanirrahim” diye besmele çekmeden, hiçbir işine başlamazdı. Kocası, onun bu haline kızar, kadıncağıza yapmadığı eziyeti bırakmazdı. O saliha kadın ise, kocasının eza ve cefalarına sabreder ve onun doğru yola gelmesi için Allah’a dua ederdi.

Bir gün, adam iyice öfkelenmişti. Karısına yapacağı eziyet ve kötülük için bir bahane arıyor ve kendi kendine :

– “Şuna bir oyun çevireyim de görsün; bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak?” diye söylenip duruyordu. Başkalarına açıkça söyleyemediği inkarcılığı, artık bütün çirkinliğiyle, içini doldurup taşmıştı.

Hanımını çağırdı, ona bir kese altın vererek :

– “Bunu iyi sakla!!!” diye tembih etti. Kadın da kocasının emri üzerine hemen gitti, besmeleyi çekerek keseyi iyice sakladı. Bu arada kocası onu gizlice takip ediyordu. Sonra karısının haberi olmadan keseyi, karısının sakladığı yerden aldı. İçindeki altınları boşaltarak, keseyi derin bir kuyuya attı. Aradan çok geçmeden karısını çağırdı ve:

– “Sana verdiğim bir kese altını hemen getir.” dedi.

Kadın koştu; keseyi sakladığı yere, “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek elini uzattı.

Tam o anda, Allahu Teala’nın emriyle, kese içindeki altınlarla beraber kadının sakladığı yere konuvermişti. Islanan keseden su damlıyordu. Kadın kesenin neden ıslak olduğunu anlayamadı ama o haliyle keseyi kocasına getirdi. Adam içi altınla dolu keseyi görünce çok şaşırdı ve karısına karşı tavırlarından dolayı çok pişman oldu.

Sonra karısına ;

– “Sana çok zulmettim, çok canını yaktım, beni affet!” diye yalvarmaya başladı. Allah’a tevbe ve istiğfar etti. İbadetlerine bağlı bir insan oldu. O saliha kadın ise;

– “Ya Rabbi! Sana şükürler olsun ki, duamı kabul edip kocamı Salihlerden eyledin.” diye şükrediyordu.

Bismillah der her zaman dağlar dereler,

Ağaçlar, kuşlar sürekli O’nu söyler,

Her varlık İlâhî rahmeti heceler,

O’nun adıyla gelir günler, geceler.

Ey insan, sensin varlıkların incisi,

Besmeleyse sözlerinin birincisi.

Onunla bulunur Hakk’ın himayesi..

Ve aşılır dağların o en yücesi.

Arkadaşınız Talip Rıza 🙂