Posts Tagged ‘Müjdeler Olsun Gariplere!..’

523. Nağme: “Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!”

Herkul | | HERKUL NAGME

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi özetle şu hususları dile getirdi:

  Müslümanlığın kadrini sarrafı olmayanlar bilemediler, onu bakır gibi kullandılar!..

* Sûzî’nin dediği gibi,

“Yağmıyor yağmurlar, bitmiyor lale,

Acep bu hâlimiz böyle mi kala?!.

Rahmet deryasından gelen bu ele

Vakitlerde esen yeller perişan!..”

* Seller perişan.. gökler perişan.. bulutlar perişan.. ve dolayısıyla insanlar perişan.

* “Perişanım bugün cânâ, perişan olmayan bilmez / Cevahir kadrini cevher-fürûşân olmayan bilmez!” diyor Alvarlı Efe Hazretleri. Müslümanlığın kadrini sarrafı olmayanlar bilemediler, onu bakır gibi kullandılar, demir gibi kullandılar. Bakırcılar çarşısında değerlendirdiler altını, gümüşü, zebercedi. Onunla ahiret peylenecekti, onunla Allah’ın rızası peylenecekti, onunla rü’yet peylenecekti; onunla tâlî derecede Cennet’in sarayları, villaları peylenecekti. Heyhat!..

  Gül garip, bülbül garip, mukaddesât garip ve siz gurebâsınız!.. Müjdeler olsun gariplere!..

* Öyle bir döneme düştük ki, yağmur yağmıyor, lale bitmiyor!.. Gül garip, çiçek garip, bülbül garip, Müslümanlık garip ve siz gurabâsınız.

*Ey evleri basılanlar.. eşkıya gibi takibe uğrayanlar.. sorgu sualsiz derdest edilip götürülüp içeriye atılanlar!.. Peygamber’in size müjdesi var!.. Ey derdest edilip içeriye atılanlar!.. Peygamber’in size müjdesi var! O size yâr! Varsın âlem size olsun ağyâr! O “Gariplere müjdeler olsun!..” diyor.

*Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, her devrin gariplerine selam edip müjde verdiği gibi, bu dönemin gurebâsına da sesleniyor: فَطُوبٰى لِلْغُرَبَاءِ الَّذِينَ يُصْلِحُونَ مَا أَفْسَدَ النَّاسُHerkesin bozgunculuk yaptığı dönemde, imar ve ıslah hamlelerini sürdüren gariplere müjdeler olsun!”

* “Müjdeler olsun gariplere!..” İnsanların, kendilerini bozgunculuğa saldıkları, evleri basıp eşkıyalık yaptıkları, milletin malına mülküne el koydukları; tagallüpler, tahakkümler, tasallutlar yaşattıkları; kıyımcılar tayin etmek suretiyle milletin malını hırsızladıkları, gasp ettikleri, kırk haramilik yaptıkları bir dönemde Müslümanlığı yaşamaya çalışma adına dişini sıkıp her şeye sabreden, ey garipler!.. Size müjdeler olsun!..

  Hukuk Maskeli Soygun

* Makyavelist bir mülahazayla hemen her türlü argümanın kullanıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Mesela günümüzde çok yaygın hale geldi: Derdest edilen insanların önüne bir tane kâğıt koyuyorlar, bir tane de kalem koyuyorlar. Kâğıtta yazılı olan şeyler yazılı zaten. “İmza at, seni salıverelim, aynı zamanda da önemli bir konuma getirelim.” diyorlar. Çok rahatlıkla kullanıyorlar bunu. Ayağa düşmüş bir mevzu.

* Derdest ediyorlar, insanları içeriye atıyorlar. Vakıa.. İtiraf edilen vakıa. Avukat tutmak istiyorsunuz. Bir dönemde o işin fahri avukatlığını üzerine alan insanlar da içeriye atıldılar. O avukatların onda dokuzu içeriye atıldı; biri de soluğu dışarıda aldı. Mağdurlar, mazlumlar, mehcurlar, mahrumlar, muzdarlar avukat bulamadılar.

* Barolardan avukat istediler. Avukatları bu sistemi idare edenler belirlediler; avukat gönderdiler. Dün bir yeni itiraf: Avukat gelip hiçbir suçu olmayan insana diyor ki: “Seni ben buradan salarım fakat bir buçuk milyon para istiyorum. Ama neylersin, bu paranın bir parçasını bana verecekler, yukarıdakiler alıyorlar bunu!..” Bu da ayrı bir gelir kaynağı.

* Bizim hepimizin kazma ve manivelayla çalıştığımız, inşaatında amele gibi çalışıp alın teriyle yaptığımız yerleri başka haince maksatlarda kullanmaya karar verdikleri halde, milletin alın teriyle yaptığı gazete binalarının, okul binalarının, yurt binalarının haince gelip üzerine konmayı yeterli bulmadıklarından, onları müdafaa edecek avukatları da derdest edip içeriye atıyorlar. Sonra kendileri avukat gönderiyorlar: Birer milyon, bir buçuk milyon alacaksınız! Onlara ondan belki on bin lira, yirmi bin lira vereceksiniz, öbürü hazine-i nâhümâyuna kaydırılacak.

* Şimdi böylesine fırtınaların şiddetli estiği, bir de sağ görünümlü estiği, bir de markası Müslümanlık olarak estiği, patenti Müslümanlık olarak estiği -yerin dibine batsın öylesi- böyle bir dönemde, dökülmeyecek insanlara babayiğit demek lazım.

483. Nağme: Müjdeler Olsun Gariplere!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, özetle şunları söyledi:

Gurbetin İksiri Kurbet

*Her türlü gurbetin iksiri Hakk’a kurbettir. Yalnızlık ve garipliğin ilacı Allah’a yakınlıktır; Allah’a yakın olan, gurbet yaşamaz. Mutlak manada gurbet yaşayanlar Allah’tan kopmuş olanlardır.

*Bir insan Allah ile sıkı irtibat içindeyse ve O’na yakınlığını hep koruyorsa, cihanlar alev alsa yansa, gökteki yıldızlar başından aşağıya dökülse ve meteorlar birbirini takip etse, o yine kendini garip saymaz. Zira, bir açıdan garip, Allah’tan kopuk kimsedir.

Gariplerin Bariz Vasfı Islahçı Olmalarıdır

*Diğer taraftan, yerinde gurbet de nimettir ve bir de kutsal garipler vardır. Rasûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz onlara şöyle işaret buyurmuşlardır:

بَدَأَ الْإِسْلَامُ غَرِيبًا وَسَيَعُودُ غَرِيبًا كَمَا بَدَأَ، فَطُوبٰى لِلْغُرَبَاءِ الَّذِينَ يُصْلِحُونَ مَا أَفْسَدَ النَّاسُ

“İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi) ve bir gün başladığı gibi yeniden bir gurbet dönemi yaşayacaktır. Herkesin bozgunculuk yaptığı dönemde, imar ve ıslah hamlelerini sürdüren gariplere müjdeler olsun!”

*Bahtiyar garip; yaşadığı dünya içinde, bulunduğu toplum itibarıyla hâlinden, yolundan anlaşılamayan; yüksek idealleri, ötelere ait düşünceleri, başkaları uğruna şahsî zevklerinden fedakârlığı, fevkalâde himmeti, üstün azmi ve adanmışlık ruhu dolayısıyla çevresi tarafından garipsenen insandır.

*Garipler, içinde yaşadıkları çağ itibarıyla, sanki o çağın insanları değildirler. Çevrelerinde Allah’tan kopmuş, peygamber tanımayan, zulmü ahlak haline getirmiş olan kimseler vardır. İftirayı, tezviri, yalanı meslek ve sanat haline getirmiş kimseler içinde horlanan ve yine bir hadisin ifadesiyle “kapı kapı kovulan” insanlardır garipler. Fakat onlar her şeye rağmen durdukları yer itibariyle dimdik dururlar; Allah’ın inayetiyle bütün ters esintileri geriye çevireceklerine inanırlar. Ne ölçüde olursa olsun, fesadın tahrip ettiği şeyleri tamire çalışırlar.

Asırlardır Delik Deşik Olmuş Bir Kalenin Tamiri

*Kaldı ki sizin gibi günümüzün gariplerinin tamir etmek istedikleri değerler kalesi, Hazreti Pir’in ifadesiyle, asırlardan beri surları rehnedar olmuş kaledir.. duvarları sökülmüş, taşları sağa-sola saçılmış, kapıları kırılmış, çeşit çeşit delikler açılmış. Birileri, yabancılar, sizden olmayanlar, Anadolu insanı sayılmayanlar değişik ad ve unvanlarla o deliklerden sızmaya başlamışlar. Kılcallara sızmak dediğimiz şey. Ad ve unvan değiştirerek, isimlerinin başlarına Ahmet, Mehmet, Mustafa, Tahir koyarak, kendilerini sizden gibi göstermek suretiyle kılcallara kadar sızan, Kasım efendiler!.. Böylesine tahribe maruz kalmış bir kale, hem de asırlardan beri!..

*Üstad Hazretleri, “Asırlardan beri, rehnedar olan bir kalenin tamiriyle mükellefiz.” diyor. Hadiseler istediğiniz gibi cereyan etmeyebilir; insanlar sizi anlamayabilir, anlayanlar bile doğru anlamayabilir; bütün ızdırap, inlemek ve gurbet yaşamak size düşebilir. Fakat zannediyorum, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) bişareti, bütün bunlara karşı bir reçete olarak size yeter: “Tûbâ lilguraba – Müjdeler olsun gariplere!..” İnsanların kendilerini bozgunculuğa saldıkları, ayrıştırmalara gittikleri bir dönemde, onlar bütün bunlara rağmen toplumu ıslah etmeye çalışırlar. Çürümeye, tefessüh etmeye, deformasyona yüz tutmuş o toplumu yeniden reforme etmeye, hüvviyet-i asliyesine irca etmeye çalışırlar. Toplumun kendi olması için lazım gelen şeyleri yapmaya gayret gösterirler.

Allah Bu Şiiri Tamamlayacak ve Siz Birer Yâd-ı Cemîl Olacaksınız!..

*Ama şimdi, ama sonra; (Allah Têâlâ) dediği, ettiği, yaptığı şeyleri bir gün tamamlayacak.. o günü idrak edenlerin gönülleri inşirahla coşup taşacak.. ve siz o tertemiz nesillerin, tertemiz beyanları içinde yâd-ı cemîl olacaksınız. Diyecekler ki: “Bunlar bu kadar hayırhah oldukları, insanlık için koştukları, bütün kopuklukları bir araya getirip dikişler attıkları halde, nasıl olmuş da kendi ülkelerinde bazı kimseler bunlara karşı densizliklere girmişler; tehcirlere, tehditlere, tenkillere, ibadelere, hayr kapılarını seddetmelere başvurmuşlar?!. Bu güzel yürüyüşün önünü almaya çalışmış, trafik problemleri çıkarmış, gitmesinler diye yollarda kazılar yapmışlar?!.” diyecekler. İyiler iyilikleriyle yâd edilecekler, siz yâd-ı cemîl olacaksınız; kötüler kötülükleriyle, zalimler zulümleriyle, yalancılar yalancılıklarıyla, müfteriler iftiralarıyla, zift medyası da kendi ziftleriyle yâd edilecekler ve yâd-ı kabîh olacaklar.

*Yalana doyma bilmeden her gün farklı farklı yalan söyleyenler, farklı farklı insanlara değişik değişik isnatlarda bulunanlar… Hepsi münafık sıfatıdır bunların.. beş vakit camiye gelen de yapsa, münafık sıfatı!.. Yalan, münafık sıfatı; emniyetsizlik, münafık sıfatı; va’dinde hulf etme, münafık sıfatı; söz verdiği halde gadre girme, münafık sıfatı; desteklendiği halde, kendini destekleyenleri tanımama, münafık sıfatı…

“Yuh Olsun Onların Ham Ervâhına!..”

*Yâd-ı cemîl olarak anılacaklara mukabil, nifak sıfatı taşıyanlar da yâd-ı kabîh olarak dilden dile dolaşacaklar. Gelecek nesiller de bu duyguyu tevarüs edecek, “Yuh olsun onların ham ervâhına!..” diyecekler. Milleti paramparça haline getiren, ayrıştırmalar yapan, bu mevzudaki makul, pozitif reçeteleri kabul etmeyen, ellerinin tersiyle iten kimselere yuff!..

*Bir şeye dikkatinizi çekmek istedim üstü kapalı; on sene evvel bugünkü fitne ve fesadın kol gezdiği, ortalığı kana-irine boyadığı bölgeyle alakalı sunulan reçete gibi bir şey vardı. Belki bizim ufkumuza göreydi, ufkumuz dardır bizim; fakat aklı başında insanlar onu gördüğü zaman, “Problemi tam halledecek reçeteymiş ama neden acaba iltifat etmemişler buna?” dediler. Bin seneden beri beraber yaşadığınız kardeşler.. bugün, onlara canavar muamelesi yapılıyor. Canavarlaşan bir kısım kimselerle, o tertemiz insanlar da kendi bölgelerinde aynı şenaate, aynı denaete maruz kalıyorlar.

*Benliğine güvenen, bencilliğine yenik düşen egoist, egosantrik insanların başkalarını dinlemeye tahammülleri yoktur. Kibrin kapıları başkalarından gelen mesaja karşı kapalıdır. Hazreti Peygamber’den gelen mesajı bile Ebu Leheb’in kibri, Utbe’nin kibri, Şeybe’nin kibri “Beyhude yorulma, kapılar sürmelidir!” diyerek reddetmiştir. Semadan gelen vahyi en temiz bir lisanla sunan İnsan’a karşı “Kapılar sana kapalı!” demişlerdir. Nispetler perspektifinde, aynı denaetin, şenaatin bir kere daha yaşandığına şahit oluyoruz.

Ruhum Bu İman ve Ümitle Beraber Oldukça…

*Her şeye rağmen, bunlar kat’iyen sizi yıldırmamalı, sindirmemeli. Belki aksiyonunuza aksiyon katarak, hızınızı ikiye katlayarak yolunuza devam etmelisiniz. Tabi değişik köşe başlarında gulyabaniler gibi önünüzü kesmek isteyen insanlara karşı tedbirinizi, temkininizi, teyakkuzunuzu da ikiye, hatta dörde katlayarak, onların ısırmasına, üzerinize salya atmasına da meydan vermeden yolunuza hızlıca devam edeceksiniz. Çünkü sizin uğrunda koştuğunuz dava insanlık davası.. ve bunun temel dinamikleri Hazreti Ruh u Seyyidi’l-Enâm’dan alınmış, Sema’dan gelmiş, meleklerle te’yid edilmiş.

*Süleyman Nazif der ki: “Rûhum benim oldukça bu îmanla berâber / Üç yüz sene, dört yüz sene, beş yüz sene bekler.” Böyle bir azm u karar içinde olmalı.

*Kur’ân-ı Kerim diyor ki:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ

“Siz kendinize bakın! Siz hidayette, doğru yolda, istikamette olduktan sonra başkaları size zarar veremez.” (Mâide, 5/105)

Zalimler, Kökü Kesikliğe Mahkum Kimselerdir!..

*Şu ayet-i kerime bazı kimselerin hallerini ne müthiş resmediyor:

فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ

“Ne zaman ki kendilerine yapılan hatırlatmaları, ikazları, verilen öğütleri bütün bütün unuttular, işte o zaman üzerlerine her şeyin kapısını ardına kadar açtık. Kendilerine bahşedilen nimetler içinde feruhferah yaşayıp giderlerken onları birden yakalayıverdik de, bir anda büsbütün ümitsiz kalakaldılar.” (En’âm, 6/44)

*Allah âdil-i mutlaktır; zâlimi imhal eder (ona mühlet verir) de ihmal etmez; sonuna kadar zulüm yapma fırsatını vermez. Bütün zalimler hakkında bir gün mutlaka şöyle denilir:

فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve zulmedip duran o güruhun kökü de böylece kesilmiş oldu. Hamdolsun Âlemlerin Rabbi’ne!.. (En’âm, 6/45)